ACIYAMAMAK


Efendim kim ne derse desin bizim genetik kodumuz duygu yüklü olarak tanımlanmış. Bakmayın dükkânın önünde mendil satıyor diye dövülen Suriyeli çocuklara, caddelerimizde egzoz dumanı ile ısınmaya çalışan insanların yaşadığına. . Literatüre duygusal insanlar olarak geçmişiz bir kere geçmesine de acaba duygu algımızda da yediklerimizdeki gibi bir hormonlanma mı söz konusu?

Evrende enerji ve her hissin serbest salınımda olduğu ve dönüp dolaşıp sizi bulacağı yönünde sarsılmaz inanca sahip birisi olarak son dönemde sosyal medya ve paylaşmanın gücü adlı birçok konu üzerine kafa yormaya başladım.

Üzülerek söylemeliyim ki gazete okuma alışkanlığımı yitirdim. Çünkü ya ölümlerden ya da magazinsel olaylardan bahseden bir yazı yığını ilgimi çekmiyor. Buna keza televizyonların kelimenin tam manasıyla rezaletler perdesi olduğu yönünde fikirlerimi de geçtiğimiz haftalarda beyan etmiştim.

Bizim bilmemizi istekleri kadarını paylaşan, olayın gerçekliğinden ziyade yedirilip yutturulabilirliğiyle ilgilenen, birilerinin keyfi kaçmasın diye hazırlanmış, temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp tekrar önümüze sunulan haberler. . Öğlen şunu yersek akşam mutlaka bunu yemeliyiz, adını bilmediğimiz ülkelerin başkanları yine harita üzerinde yerini bilmediğimiz ülkenin başkanı ile barış için bir araya gelmiş -hayır herkesin bu kadar barış istediği bir dünyada nasıl olurda hala bu sağlanamıyor kıt aklım pek almıyor ya neyse- Bilmem neredeki köyde bilmem kaç kişi ölmüş!

Bu son cümleye dikkat!

Ölümler,acılar,yoksunluklar,savaşlar ve daha niceleri bu denli kolay söylenip, üzerinden geçilen birer hadise haline geldi.

Yanlış anlaşılmak istemem ölümün abartılması gerektiğini savunmuyorum. Aksine doğum kadar normalliği olan, varolmanın kaçınılmaz gerekliliklerinden olduğu kanısındayım. Yalnız bir farkla; eğer elektirikli testere ile kesilmeden önce tecavüz edilmiş, yakılmış bir ölüm haberi var ise orta da bunu her gün işe gitmek gibi algılamaktan yana sıkıntılıyım.

Yakın tarihte hepimizin yüreğini dağlayan Kayserili üvey annenin iki çocuğa yaptığı akıl almaz işkence defalarca ve defalarca, en ince ayrıntısına kadar öylesine çok paylaşıldı ki bir süre sonra gördüğümde kayıtsızlıkla haberi geçer oldum. Öncesinde Yulin Köpek Yeme Festivali, Doğu Türkistan’daki Çin zulmünün dehşet veren görüntüleri, Özgecan’ın vahşice öldürülmesi, gün arasında ‘Simit susamlı olur’ dermişçesine servis edilen şehit haberleri. . Buraya yazarak bitiremeyeceğim,  akıllara durgunluk verecek olay üst üstte ve her seferinde şiddettin, caniliğin dozu artarak karşımıza çıkıyor. Haliyle tüm bu olan biteni günlük hadiseler olarak algılamaya başladık.

Konuyu şaşmaz bir ebeveyn alışkanlığı ile örneklemek isterim; ‘Evladım ders çalış, çalış şu dersi, şu ders bir çalışılsın artık evladım’ Evlat yok, evlat artık duymuyor, otomatik pilotta bu saatten sonra al şu iki milyon doları desende duymaz. Kapatmış çünkü duyma ve algılama mekanizmasını. İşte yinelenen acı haberlerde tam olarak böyle!

Benim gibi durumu tersten düşünme alışkanlığı içinde olanların da yüreğine su serpmek isterim; iyi olanı, güzel olanı, olmasını istediğini sürekli, bıkmadan usanmadan tekrar etmenin korkulacak bir yanı yok aksine artık zihin onu ‘Zaten olması gereken bu’ olarak kodlayacağından tüm alışkanlıklar iyilik ve güzellik üzerine kurulacaktır. Ne mutlu hayatını olumlu anlar üzerine kurgulamış olanlara.

Acıya bağımlı olmanın, bir şeyi tekrar ve tekrar paylaşarak dejenere olmasına sebep olmanın körükleyerek beslediğimiz paylaşım hastalığımızdan kaynaklandığı kanaatindeyim.

Bu konudaki kişisel tavrım asla görsel, haber ve metin paylaşmamaktan yana. Yüreğimin taştığı anlarda ise sadece o an ki düşüncelerimi kelimeler aracılığıyla ifade etmeyi tercih ediyorum.

George Orwell’in 1984’ünü okuyanlar ne demek istediğimi daha kolay anlayacaklardır. Olaylar öylesine sıradanlaştırılmıştır, öyle tek ele alınmıştır ki his yok, düşünce yok, sorgu yok, merak yok. Sanırsın beyin ölümü gerçekleşmiş gibi.

Her birimiz oturup acılar yamarken şuan acıyamamaktayız.

Ve dünya ancak sevginin daha fazla paylaşarak kötünün üstünü bir gökyüzü gibi kapladığı gün daha yaşanılabilir, daha anlaşılabilir bir yer olacak.

bek@karamursel.tv

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
10May
18Mar

Şeyma Su Biz Halay Başı

16Ekm
21Eyl

OHKUYOM BEN YEA

16Haz