MEHMET OLABİLMEK, FATİH KALABİLMEK


Tarihi bir hadiseyi esas anlamlı kılacak olan nasıl görüldüğüdür. Tarih, olduğu gibi görmek ile görevlidir. O hadiseyi yaşatacak olan ve satırlara aktaracak olan tarihçi ise olduğundan ötesini göstermek zorundadır. Okuyucuyu ise yazılandan ufku neticesinde nasiplenecektir.

            Bu bakımdan bu kutlu fethin de bir ötesi olacaktır. Salt bir kuşatma ve yahut bir askeri harekât olarak bakmak ise Türk tarihine karşı büyük bir haksızlık olacaktır. Daha önce defalarca kuşatma yaşadığı halde neden 1453 yılı tarihe de, tarihçiye de, okuyucuya da nasip olmuştur. İşte can alıcı nokta da burasıdır. Alışılagelmiş bir tarih anlayışı bu kutlu zaferi sayılara ve kişilere hapsetmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Zafere ruh katan nedir? Bu soruya alacağımız cevap ise, tarihin gelecek dönemlere olan sorumluluğun yerine gelmesini sağlayacaktır. Bilinmesi gereken odur ki; Fatih, ilk önce Mehmet’dir. Bu zaferin ruhu da Mehmet’tedir. Bu açıdan bakıldığında bu zafer de, bir inanmışlığın, bir ülküye adanmışlığın somutlaşmasıdır.

Her büyük mücadele, büyük bir hedefin yansımasıdır. İnsanların kendilerine açtıkları ufuk, ortaya koydukları hedef ve bunlara bağlı sarf edecekleri mücadele ise inanmışlıkları ve ülküleri uğrunda neleri göze alabilecekleri ile doğru orantılıdır.

            Mehmet Han’ı da büyük yapan işte bu yönüdür. Biliniz ki bu kuşatma, zafer ile taçlanmasa bile Mehmet yine büyük bir insan olacaktı. O büyük şahsiyet ülküsü uğruna ölümü göze alabildiği için İstanbul’u alacaktır

Tarih çok açık gösteriyor ki; hayatının merkezine bir İstanbul’u koyan ve mücadelesi bu yönde olan her Mehmet, Fatih olacaktır. Yani mesele Mehmet olabilmektir.

Tarihçi bunu yazmalıdır. Dekor kısmında elbette karadan yürüyen gemiler olacaktır. Fahri kainat efendimizin sözü şerifi motive elbette motive edecektir. Mehmet Han’ın olağanüstü stratejik hamleler içeren hazırlıkları satırlara bahis olacaktır. Mühendislik meziyeti ölçüsünde vücuda getirdiği şahi topları zaferin simgesi olacaktır.

İstanbul’u almak kadar, Türk’e yurt yapmak kadar Türk tutabilmek de diğer önemli hadise olacaktır Kutlu Zafere dair. Haçlı seferi sonrası neden Latinlerin şehre sahip kalamadıklarını da Fatihçe vurgulamak gerekecektir. Tarihin sorumluluğunu ve geleceğe yön veren yanını idrak eden bir Fatih’in nasıl bir strateji izlediğini de okuyucuya sunmak zorundadır tarihçi.

Fatih, Doğu Roma’nın yeniden dirilmesine nasıl mani olmuştur? Trabzon’un, Mora’nın fetihlerini neyi ifade etmektedir? Yüce dinimizin emrettiği hoşgörü, stratejik bir silaha ve ya İstanbul için bir kalkana dönüşmüştür?

Yalnız askeri müdahale şeklinde bakmak size sadece fethi armağan edecektir. Amma olayı bütünüyle idrak etmek, ötesine geçmek ise size İstanbul’u verecektir. Mesele de budur.

Mehmet Han’ı da kendinden önceki tüm kuşatan şahsiyetlerden ayıran yönü de budur. Türk tarihi kitabın her sayfasına onlarca kahramanı sığdırmıştır. Onlarca Fatih çıkarmıştır. Ama bu unvanı herkese vermemiştir.

Bu kutlu fethin 563.yılında çağları şahit ederek İstanbul’u ilelebet Türk Yurdu yapan Mehmet Han ve bu fetih için şehit olanlardan Allah razı olsun. Ruhları şad olsun. Bu Türk yurduna sahip çıkacak nesillere de bu zafer ruhunu, bir ülkü uğrana yaşama ve inanmışlık duygusunu ve bu uğurda mücadele etme gayretini nasip etsin.

Saygılarımla…

e.ates@karamursel.tv

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
31Mar

TARİHİN TETİKÇİLERİ

29Kas

AB/SANGHAY/TURAN

01Ekm
24Eyl

ABDÜLHAMID

11Eyl

UYUŞTURUCUDAN UYANIŞA