DÜNKİ 1.000 YIL, BUGÜN, YARIN VE GELECEĞİMİZ!


Yaratan Allah’ın adı ile oku! Bilenlerle bilmeyenler bir olmaz! Sen bilenlerden olmak için oku! Bilgi edinmek için her yol ve yöntemi kullan. Benim yazılarımı “KARAMÜRSEL TV. Sosyal medyasından” ve de “kendi sayfamdan” takıp edebilirsiniz. Okuduktan sonra paylaş, beğen ki; başkalarının da yararlanma fırsatı, olanağı olsun. Paylaşmaktan çekinen ürkek, korkak, vurdumduymaz, ilgilenmez, bilgilenmez, bana ne, leş kesilen asla olma! Cesur, becerikli, atılımcı, dinamik, ilgili, bilgili, bilinçli, yararlı ol. Aksi halde ülkemizdeki 123 etkin terör örgütü her değerini iğfal eder, yok eder, mahveder! Bizden söylemesi!

                “Türkler bilinen tarihi kadarı ile 16 İmparatorluk, 125 devlet, han, hanlık, beylik kurmuşlar.” “Bunların büyük çoğunluğu içteki hainlerle dıştaki düşmanların işbirliği sonucu çökmüş, tarihe mal olmuştur!” Ama bütün bunlar bilinirken, devleti yönetenler; teröristleri hep 3- 5 çapulcu diye nitelemiş! Ama hiçbir zaman terör ile başa çıkılamamış! Onlarca Türk- İslam devletimizi yok etmiştir!

                _ “Büyük Selçuklu- Selçuklu Devleti bir Türk- İslam İmparatorluğudur. 960 yılında Selçuk Bey tarafından kurulmuş. “İkinci Sultanı, Sultan Alpaslan olmuş. 1071 Malazgirt zaferi ve 1176 Miryokefalon zaferi ile Anadolu’yu Müslüman Türklere açmış.” Tuğrul Bey de devleti büyütüp, genişletmiş. Ama bu durum Türk- Müslüman olan Gaznelilerin ve Kara hanlıların, Haçlıların, Şii Fatımilerin, Bâtınilerin, Şii Hasan Sabbah’ın hiç hoşuna gitmemiş. Yıkmak için ortak girişimlerde bulunmuşlar! Bunların düşmanlıkları karşısında Selçuklu Devleti başarılı olamadı. Değil gâvurların düşmanlıkları; Türkmenler, Oğuzlar bile devlete isyan ediyor! Sultan Sencer soydaşı olan Oğuzlara 1153’de tutsak düşüyor! Sultan Alpaslan’ı Hasan Sabbah’ın serserileri kalleşlikle hançerleyerek şehit ediyor! 1157 dede bu İmparatorluk yıkılıyor!” Koskoca imparatorluk 960- 1157 yılları arasında 197 yıl yaşıyor!”

                _” Anadolu Selçuklu Devleti, 1075 yılında Süleyman Şah tarafından kuruluyor. Başkenti ilk 1075’de İznik, daha sonra Konya oluyor. “1176 yılında Anadolu Selçuklu Devleti ile Bizanslılar arasında Miryokefalon savaşı oluyor. Türkler savaşı kazanıyor. Malazgirt zaferi, Miryokefalon Zaferi Türkler için ilk 2 önemli zaferdir. Bunu unutmamalı.” Melik Şah’ın fermanı ile bu devlet kuruluyor. Haçlıların Haçlı Seferleri, Bizanslılar, Batılılar çok büyük zarar veriyor. Sonunda dünyanın en aşağılık putperest Moğol saldırıları ile bu Türk- İslam Devleti de 1308 de tarihe mal oluyor!” Bu güçlü devlette 1075- 1308 yılları atasında sadece 233 yıl yaşayarak, tarihe mal oluyor!”

                _ “ Osmanlı Devleti, 1299 da Osman Gazi tarafından Bilecik- Söğüt Kasabasında kuruldu. 36 Sultan devlet yönetiminde bulundu. Osmanlı Devleti iç ve dış düşmanların saldırılarına karşı, 624 yılda 220 kez sefere çıkmak zorunda kaldı! İç ve dış düşmanlar her türlü kahpeliği, kalleşliği, katilliği, serseriliği, alçaklığı, asiliği, isyanı, ayaklanmaları, arkadan vurmaları aşağılıkla yapıyorlar! Haçlılar, İran Safevi Devleti- Şah İsmail, Rus saldırıları, Batılıların durmak bilmeyen saldırı ve hazırlıkları devleti zayıflatıyor. Sadece dıştan saldırılar olmuyor! İçtende isyan, ayaklanmalar, kalkışmalar, saldırılar oluyor! Bir Celali isyanları 130 yıl sürüyor! Belli başlı isyanlar; “Arnavut isyanı, Yezidi isyanı, 1876 Darbesi, 31 Mart vakası, Alemdar vakası, At Meydanı vakası, Atçalı Kel Mehmet Efe, Baba Zünnun, Sırp, Bosna isyanları, Bab-i Ali, Doğu Kürt isyanları; bazıları defalarca tekrar ediyor!  Patrona Halil, Kabakçı Mustafa, Kalender Çelebi, Yemen, Yeniçeri, Yunan, Çırağan, Karadağ, Celali isyanları, Ermeni, Rum İsyanları derken; nerede din, iman, vatan, millet, devlet haini alçak, aşağılık, kalleş, kahpe, kancık varsa isyan ediyor! “Büyük isyan olarak 30 isyan yaptılar! Her isyanda, ayaklanmada devlete, millete zarar, ziyan verdiler.”

                Osmanlı Devleti, batılılaşma hareketleri ile zayıflamaya, batışa daha çok gidiyor! Yönetim bozuluyor. Kahpe, kalleş, hainler; devlet içinde yer almaya başlıyor. En son darbeyi İttihatçılar- Jön Türkler vuruyor! Osmanlıyı yabancılarla birlikte yıkıyorlar! Kurulan T.C. Hükümeti içinde de topyekûn yer alıyorlar! Bugün T.C. Devleti’nde yer alan o alçaklardır. Aynı zihniyet, fikriyat, şahsiyetler; T.C. Devletini de yıkmaya çalışmaktadır! Hep aynı laflar ile halk kandırılıp, aldatılmaya, tuzağa düşürülmeye çalışmaktadırlar. “ Özgürlük, eşitlik, adalet, bağımsızlık, emek!” Oysa bu kavramların bir harfi bile istedikleri faşist komünistlikte yoktur. Osmanlı’yı da fiilen 1908 yılında yıkıyorlar. Resmen bitişi 1920- 1923 yılında gerçekleşiyor! 624 yıl ayakta kalan çınar katlediliyor!”

                “Size Osmanlı isyanlarından bir tanesini anlatayım:  3. Ahmet döneminde Patronu Halil denilen, okur- yazar olmayan, hamam tellağı çevresine topladığı serserilerle isyan ediyor. Şehirde yağmalama, şiddet, terör, yakıp- yıkma, talan etme yapıyor. Sultan 3. Ahmet ise Anadolu yakasındadır. İstanbul’da olan 300 kişilik güvenlik gücü isyancılarla başa çıkamıyor. Saraydan 36 kişinin başını istiyorlar! Şehri yağmalıyor, yakıyor, kırıp, döküyorlar! Sultan değişiyor. Başa 1. Mahmut geçiyor. 1. Mahmut isyancıların hakkından geliyor. İsyancılara hak ettiği cezayı verdirtiyor.”

                “Bir milletin içinde kullanılacak kafasız davar sürüsü, geri zekâlı mal, akılsız beyinsiz bilgisiz cahil cühela kalabalıklar varsa, o devlet ayakta kalmaz! Millet yaşamaz!” Kendileri ile düşmanlar o güzelim, iyi, değerli devleti- milleti yok eder! Osmanlı’da 30 kadar belli başlı isyan, ayaklanma, yıkma, şiddet, terör kullanan; hain, beyinsiz, kafasız, geri zekâlının farklı dönemlerde terör yaptığını yazmıştım. “36 Osmanlı padişahından 12 sultanın suikastlarla öldürüldüğünü söyleyelim.”

                “15 Temmuz 2016 günü yapılan Fetö darbesi ile Patronu Halil isyanı benzerlik taşıyor. 1940 doğumlu İlkokul mezunu bir cami vaazı olan Fetö 40 yıldır akılsız, beyinsiz, kafasız, sorgulamayan, eleştirmeyen, düşünce yol ve yöntemi kullanmayan, hastalıklı sığır benzeri akılsızları kendine cemaat ediyor.” Cumhurbaşkanı Erdoğan Marmaris’tedir. Başbakan sanırım İstanbul’dadır. 30 tane General İstanbul’da bir generalin kızının düğünündedir. Patronu Halil misali isyan, darbe girişiminde bulunuyorlar! Cumhurbaşkanına 30 kadar Sat Komandosu suikast girişiminde havadan, karadan bulunuyor. Başarısız oluyorlar. Generallerin biri hariç, hepsi esir alınıyor. Başbakan ve Cumhurbaşkanı halkı sokağa çağırıyor. Halk ve bir kısım polis ile Fetö darbesi bastırılıyor. Şimdi darbeye karışanlar yargılanıyor. Bazıları da yurt dışına kaçmış. Devleti, milleti boş bırakmamak gerekir. Her işi sağlam kişilerle yapmalı. Ordu, Fetö hainleri ile ele geçirilmiş. Devlet, teröristlerin eline geçmiş. 6 saatte 248 kişiyi şehit ettiler. 2,194 kişiyi gazi ettiler. Darbecilerden sadece 30 kişi öldürüldü.”

                _ “ T. C. B. M.M. 23 Nisan 1920 de, Cumhuriyet 29 Ekim 1923 de kuruldu. İşin başında her türlü ırktan, hainlikten, kahpe, sapık ideolojiden olanlar geçti. İTC’ de olduğu gibi T. C. Devleti’nde masonlar, bölücü sapık Kürtçüler, ırkçı Türkçüler, komünistler, solcular, materyalistler, Taşnak-çı Ermeniler, Siyonist Yahudiler, hain bölücü Rumcular, yıkıcılar; millet, devlet, vatan, bayrak, İslam, Müslüman düşmanı materyalistler köşe başlarını kaptı! Osmanlıyı yıkan hain kahpe kalleş alçaklar, T.C. Hükümeti içinde de önemli makam, mevki, yerlerde yer aldılar! “ Kullandıkları sloganlardan olan; “ Hürriyet, eşitlik, adalet, bağımsızlık, emek, hak- hukuk” kavramlarından hiçbir değer uygulamada yer almadı.

1923- 1938 yılları arasında, sadece 15 yılda devletin zulmüne karşı 30 Türk, 30 Kürt ayaklanması oldu! “Devlet yönetimi berbat, halkın cahilliği felaketti!” Devleti yönetenler CHP zihniyeti - İTC ideolojisi, akılsızlığı, düşüncesizliği, kafasızlığı ile hareket ediyordu. Hala aynı akılsızlıkla, hainlikle 2017 yılında da hareket etmektedir! CHP tüm solcu- komünist, hain yasadışı örgütlerin, terör örgütlerinin hamiliğine- korumacılığına soyunmuştur! PKK terör örgütünün siyasi uzantısı HDP’ye,  15 Temmuz 2016 Fetö terörist darbesinin yapanlarına, sol- komünist terör örgütü mensuplarının tümüne sahip çıkmaktadır. Solun tüm yasal- yasadışı yıkıcıları ile meydanlarda yıkıcı yürüyüş, protesto, terör yapmaktadırlar! Bu vatan, millet, devlet, bayrak, din- iman düşmanı terör örgütleri; kurum, kuruluşları ile ortak hareket etmektedir. Yasal ve yasadışı örgütler hep birlikte eylem yapmaktadır! Hemen hepsine yakını hain, kalleş, kahpe, yıkıcı, fitneci, bozguncudur. Hem materyalisttirler. Yerine göre de münafıklığın ikiyüzlülüğünü yapmaktadırlar.

                1923- 1938 yılları arasında M. Kemal Cumhurbaşkanı, daha çok İsmet İnönü Başbakandır.  Her vali, kaymakam İl ve İlçe CHP başkanıdır. “Tek parti faşist, komünist, materyalist, cuntacı, dayatmacı laiklik, din ve Müslüman düşmanı, baskıcı bir devlet yönetim anlayışı vardır. Programı bile yok! Akıllarına geldiği gibi, emredildiği gibi bir yönetim icra ediliyordular.” Halk aç, susuz, giysisiz, evsiz, barksız, üretim yaptırılmaz haldedir. Ürettiği her şey vergi adı ile elinden alınıyordu. Varlık vergisi, ağır vergilerle halkın sığırı, öküzü, koyunu, keçisi, tavuğu, tarım ürünleri elinden alınıyor. El konuluyordu.

                Ben ana doğum olarak 21 Ekim 1955 Pazartesi doğumluyum. 17 farklı, ayrı yerde kalmışım. Bunları o zamanın insanlarından dinleyip, not almışım. Büyükbabam İbrahim 1900 doğumludur. Ben 26 yaşında iken, 1981 yılında vefat etti. Ondan daha yaşlı olanları da çok dinleyip, yazmışım. “ Karne ile ekmek, gazyağı, şeker, İngiliz kumaşı, buğday veriliyordu. Veriliyor, dediğimiz yarım kilo şeker, yarım litre gazyağıdır. Onu da biz hiç alamamışız.

Camiler ahır, tuvalet, depo, satılık, kiralık yapıldı! Bu kötü şekilde kullanılan cami sayısı resmi kayıtlarda 900’den fazladır.

“Türk Dil Kurumu 1932 yılında Kurulduğunda başkanlığına Taşnak kafalı bir Agop Dilaçar adlı Ermeni’nin görevlendirildiğini yazmıştım! 1933 yılında da ülkemize 200 Yahudi Profesör getirildi. Türkiye’mizin tüm Eğitim Sistemi bu Siyonistlere teslim edildi. Millet anlamasın, diye bu Siyonist Yahudilerin adları; Türk- Müslüman adı konuldu. Pasaport ve kimlikleri böyle düzenlendi. Hatta Yahudi olmayıp, Hristiyan olanlara da Türk- Müslüman adı ve kimliği veridi. Öyle ki Müslümanları nüfusa Muhammet, İslam adı ile yazmazlarken; onlara Muhammet, Mehmet, İslam adları verildi. Bugün ülkemizde kilise televizyonları var. Müslüman adları ile Hıristiyan propagandası yapmaktadır. Bu kişiler hala devletin en önemli, etkin, gizli yerlerinde çalışmaktadır. Dış düşmanlarla bu iç düşmanlar açık- gizli şekilde ortak çalışmaktadır. Ülkemiz bunun için hiçbir zaman zor durumu aşamamaktadır. PKK lideri Apo ile Fetö birer Ermeni hainidir. Terör, anarşi, kaos, ekonomik ve siyası kargaşanın temelinde bu soyu, sütü, kanı bozular yatmaktadır.”

M. Kemal’in 1923- 1938 yılları arasındaki dönemde zaten millete devrimleri zorla da olsa kabul ettireceğim diye; baskı, dayatma, zorlama, şiddet, millet ile savaş ile geçti! Atatürk ve Devrimler Tarihi ders kitaplarında 30 kez Türk Bölgelerinde, 30 defada Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde isyan, ayaklanma, kalkışma çıkmış diye yazıyor! Devlette bunları bastırmıştır. Niçin, neden, niye, nasıl, kaç defa, kim, kimler çıkarmış? Bu bir kitapla daha anlatılamayacak kadar derin ve geniş bir konudur. Millet ile örtüşmeyen değerlerde olan M. Kemal ile İsmet İnönü ve de bunlara benzeyen diğer yöneticiler olursa her şey olur ve de oldu! “Emrettiler, bunlarda emri yerine getirdi!” Bazı araştırmacılar bu dönemde 1,2 milyon insanın ortadan yok olduğu anlatılmaktadır! Tam doğru mu, değil mi, ne kadardır, kesin bilemiyorum. Zaten söylemezlerde! Ama ben devlet adamı lider yöneticisi olsa idim; halk ile uyumlu, geçimli, duygudaşlık, danışan, örtüşen, dinleyen, konuşturan, fikir soran olurdum. Baskı ve dayatma ile yapacağım işleri; eğitim- öğretim, yetiştirme ile yapardım. Hazreti Muhammet sas. 23 yılda eğiterek, medenileştirerek cahiliye toplumunu medeni, Medine toplum yaptı. 23 yılda sadece kalkışma ve çatışmalarda 350 kişi öldü! Zorla eşek bile suya gitmezmiş! Zorla insan bile Müslüman yapılmazmış.

M. Kemal 10 Kasım 1938 de öldü. Yerine Cumhurbaşkanı İsmet İnönü oldu. Seçme- seçilme, demokrasi, cumhuriyet- halk yok! Faşizm, komünizm, diktatörlük var. Başbakan’da CHP partisinden Şükrü Saraçoğlu oldu. Saraçoğlu diyor ki: “ Din zehirdir. Türkiye’den dini tamamen atabilmek için bize 30 yıl daha lazım.” Yanı tüm baskı, şiddet, terör, zorlama, dayatma, pislik yapma ile 27 yılda kaldıramadılar! Bir 30 yıl daha gerek gibi konuşuyor. Bu sözler TBMM Meclis zabıtlarında vardır.

Kim buna benzer zırvalamıştı. Komünizmin fikir babası komünist, ateist, dinsiz, imansız sahte din oluşturan; Karl Marks! O da benzer söz etmişti: “ Din afyondur. Uyuşturur. Uzak durun,” demişti. İşte bu memleketin 2017 yılında da niçin bu haldedir, diye çok kapsamlı, derinlemesine, genişlemesine araştırın. Binlerce neden, sebep bulabilirsiniz. Olay ve olgulardan hareket ederek fikir üretin. Sorunları tespit edin. Yüksek uzman deneyimli kişilerle çözüm bulun.

Devleti İTC mensubu hain yabancı güçler ele geçirince, sadece İstiklal Mahkemeleri suçsuz, masum, mazlum 10 bin kadar Müslüman Türk’ü idam etti. Ülkemizin %40’ azınlıklardan oluşmuşken, içlerinde hiç azınlık vatandaş yoktur. Üç tane Ali, Kel Ali ve diğerlerinin zulmü dillere destan olmuş! Yerleri cehennemin dibi olsun. Zalimler mutlaka yaptıklarının hesabını verecektir. Hiç kimsenin yaptığı zulüm yanında kâr olarak kalmayacaktır.

CHP döneminde Karakollarda işkence vardır! Masum, mazlum milleti yok etmektedirler! İskilipli Atıf Efendi hiçbir suçu, günahı yok iken; 3 ayaklı darağacında, halkın içinde, meydanda asıldı! İdam resmini biraz önce gördüm. Mezarı da saklandı! İstiklal Mahkemelerinde binlerce kişi idam edildi!

Sait Nursi mezarından çıkarılarak 1961 yılında kaçırıldı! Mezarı henüz belli değildir.

Rize’de cezaevi avlusunda asılan masum insanlar, boğazları çürüyüp düşene kadar darağacında tutuldu! Rize, Hamidiye gemisi ile top atışına tutuluyor! Oysa kentte isyan, ayaklanma, itaatsizlik yok. Ama devletin zulmü çok!

Kemahlı İbrahim Hakkı mezarından çıkarılıp, asıldı!

 Şalcı bacı, şal sattığı için asıldı!

Rize gibi vatan, millet, devlet, din- iman, insan, bayrak sevdalısı İl, Hamidiye gemisi ile bombalandı. İnsanlar çürüyene kadar darağacına bırakıldı! “Öyle vergi vermeme, askere gitmeme olayı yok. Bir kişi bile asker kaçağı değildir.” Zaten sürekli savaşlarda insan kalmamış. Fakirlik çok! Açlıktan büyükbabam yürümekte bile zorluk çekiyordu. Arazi ormanlık idi. Orman içi dikenlik olduğu için büyükbaş hayvanlar ormanda bile yayılamıyordu. Zaten Rize’de orman içinde ot, çimen olmaz. Güneş ışığı ormanın sıklığından yere düşmediği için, pek ot yetişmez.

Bir saat önce bir toplantıdan geldim. Orada da söylediğim şu oldu: “Müslüman kişi doğruya doğru, yanlışa yanlış demekle görevli, sorumlu, ödevlidir.” Bunun daha başka cimi, elifi olmaz. Hak ile batıl karıştırılmaz. Hak, batıl arasında ikilem yaşanmaz. Bu benim liderim, ağam, paşamdır. Yanlışına doğru diyelim! Katiyen böyle bir söz olmaz. Bu mümin Müslümanlık olmaz. Müslüman doğruya doğru, yanlışa yanlış demeli. Doğrunun yaşatılması için azimle çalışmalı. Eğitimde de bu ilke benimsetilip, içselleştirilmeli. Hak haktır. Batıl batıldır. Allah ne söylemiş ise en doğru odur. İlme, bilime, İslam dinine uymayıp, zulmedeni sevmem, saygı duymam.

CHP İktidarında binlerce insan suçsuz yere, ideolojik olarak asıldı! Sadece İskilipli Atıf Efendi değil, mezarından çıkarılıp, asılan Kemahlı İbrahim Hakkı Efendi var. Şal örtü sattığı için asılan, Şalcı Bacı var. CHP halk ve hak hukuk düşmanıdır. Kurulduğunda, 1923 yılında böyle idi, bugün 14.01.2017 günüde böyledir. Ülkemize kan kaybettirmeye devam etmektedir. Hemen her zararlı öğenin koruyucusu, kullanıcısıdır. Bugünlerde TBMM’yi kırıp, döküyor. Kürsüyü kırıyorlar. Adamın ayağını ısırıyorlar. Adam hastaneye gidiyor. Tedavi olup, aşı yaptırıyor! Bir başkasının da burnunu kırıyorlar. PKK dağda, CHP mecliste, tuttuğu terör örgütleri sokakta katliamlar gerçekleştiriyor. Hedef: devletimizi, milletimiz tamamen ortadan kaldırmaktır. Komünist yasadışı terör örgütleri ile yasal örgütler ortak çalışma yürütüyor! Her yerde ortak eylem içindedirler.

 Köylü kadınları 1923- 1950 döneminde Rize şehrine iner. Orta Cami çevresinde getirdiği tarım ürünlerini satardı. 2 tane zaptiye gelir. Kadınların yazma- çember denilen başörtülerini açardı. Kadınlara laf atarlardı. Zaptiye zalim kral olmuş! Halk esir gibi olmuş. Köle gibi itilip kakılmakta, zulme uğramaktadır. Bunu Rize’de bilmeyen yoktur. Çünkü pek çok zavallı masum, mağdur, yoksul, yoksun, sefil, günahsız insan, zalimlerin zulmüne uğramıştır. Ama yine de devlet, millet, bayrak, kutsal değer düşmanı olmamıştır. Olanlar zulmetmiştir. Allah cc. Akıl, fikir, hidayet versin. Gerçekler bilinmeli ki, yalanlar yer bulamasın. İnsanlar kandırılıp, kullanılmasın.

Halk fakirlikten perişandı. İnsanlar köyden şehire inerken çarıklarını ayaklarına giymezlerdi. Eskimesin diye giymezlerdi. Yalınayak yürürlerdi. Şehre yaklaştıklarında çarıklarını ayaklarına giyerlerdi. Gazyağı bile yoktu. “O zaman şişeli lamba denilen gaz lambası yoktu. Kandil denilen ve içinde sıvı bitkisel yağ konulup, bir fitil takılıp, yakılırdı.” İnsanlar bir don dedikleri giyecek, bir de üstünde mintan dedikleri gömlek giyerlerdi. Evde ise bir bakır kazan, tencere, bir büyük bakır sahan olurdu. Odun kaşıklarla herkes bu sahandan yemek yerdi. Ekmek de taştan oyularak yapılmış, pleki denilen bir çukur taş vardı. Pileki ateşte kızdırılır. Üzerine sac koyulur. Sacda ateş yakılarak, içindeki hamur pişirilirdi. Bu M. Kemal ve İnönü döneminde bile yoktu. Bu benim 1960 yıllarında yaşadığım olaydır.1960 da bile gazyağı bir litrelik şişerler olurdu. 1960 yılında Rize Merkez şehirde elektrik yoktu.

Bizim Rize’deki Kocatepe Köyü’ne elektrik 1973 yılında geldi. Kocaeli- Kandıra- Avdan Köyüne de 1979 yılında elektrik geldi. Siirt- Kozluk- Navalan – Kulludere Köyü’nde 1980 yılında elektrik yoktu. 1970 yılı başında Rize’de halkın topladığı çayları devlet kendi fabrikalarında işleyemediği için; ormanlara, dere kenarlarına dökerdi. Özel sektöre iş yapma, kamu sektörünün alanına girmesini 1983 yılından sonra Turgut Özal başlattı. Erdoğan 2002 yılı sonundan beri sürdürmektedir. 1980 yılında sanayinin %80’i devletin elinde idi. Özel sektör pek çok yatırımı yapamazdı. İzin verilmezdi. Özal ve Erdoğan döneminde özel sektöre alan açıldı. Devlet, millet el ele vererek girişimler, yatırımlar yapılmaya devam etmektedir. Devlet bir yatırımı 25 yılda bitiremediği olurdu. Erdoğan en büyük, dünyada 1-2-3. Olan yatırımları 3 yılda bitirtiyor. Necmettin Erbakan, 1975 yılı sonunda kurulan Milliyetçi Cephe Hükümetlerinde hükümet ortağı olarak bulundu. Demirel, Erbakan, Türkeş ortak hükümetleri kuruldu. Fabrika temellerini Erbakan atardı. 250’ye yakın fabrika temeli atıldı. Hepsine yakını yapılamadığı için temelleri çürüdü!

 Demirel, dediğimiz gibi 1965- 1971 yılına kadar iyi geldi. Ondan sonra siyasi, ekonomik olarak zor duruma düşürüldü. Halkada Atatürkçülük, Kemalizm, laiklik, cumhuriyet adına din- iman yaşantısının yasağı koyunca, imanlı Müslümanların gözünden düştü. Daha sonraları ise tamamen sapıttı. Başörtülüler Arabistan’a gitsin, okusun, gibi laflar ederken; 280 den fazla ayetin Kur’an’dan çıkarılması gerektiğini canlı yayın sohbetlerinde konuştu. Solcularda; baş örtüleler İran’a gitsin, diyordu. Mesut Yılmaz’da dindarlara yarasa diyor. M. Kemal, İsmet İnönü, Demirel, Ecevit elinden gelen kötülüğü halka yapıyordu. Öyle Kemalistlerin dediği, övdüğü gibi değil. Hem de hiç değil. Halk, millet, din, iman yararına ne yaptılar. Kur’ân meali, tefsiri yapıldığını söylerler. Onu ise Türkçe ibadette kullanmak için hazırlattığını biliyoruz. M. A. Ersoy bunu bildiği için tefsir yapmadı. Bunun içinde Mısır’a sürüldü.

Biz insana, varlığa  değer veririz. Ama büyük, yararlı bir insanla; zararlı, zalim bir insanı bir tutmayız. Herkesi insan diye severiz ama bu sevgimiz; hayırlı, iyi, güzel, yararlı olduğu kadar olur. Hiç kimseye hakkından fazlasını vermeyiz. Kimseye kin, nefret, düşmanlık etmeyiz. Ama düşman olanı da dost, kardeş olarak görmeyiz. Her şeyi ölçülü, tartılı, hak, hukuk, adalet, hakkaniyet ölçüsünde yaparız. Bize sövene, küfredene, zulmedene, hakkımızı hukukumuzu çiğneyene; aferin, ne kadar güzel yaptın. Yapmaya devam ede! Biz seni över, yüceltir, her kötülüğüne rağmen baş üstüne çıkarırız, demeyiz. Herkese hak ettiğini veririz. “A. Menderes, Turgut Özal, Necmettin Erbakan, R. T. Erdoğan her şeyi ile diğerlerinden farklıdır. Halkçıdır, haklıdır, hakça iş yapmaya çalışır, çalışmaktadır.” Eksikleri, hataları, yanlışları var mı?- Var. Bizde ona göre değerlendiririz. Ama hiçbir zaman görmezden gelip, yanlışlarına doğru, gerçek, haklıdır, demeyiz. Doğruya doğru, yanlışa yanlış, eksiğe eksik deriz. Hak ile batılı, doğru ile yanlışı karıştırmamaya dikkat ederiz.

Zalimlerin devrinde hastane yok! Soba bile yok! 1955 yılına kadar asker ot yatağında yatmaktadır. Bir tencereden 10 kişi yemek yerken, yediği sadece sudur! İçinde pek gıda yoktur! M. Kemal devrinde 900 tane medrese kapatılıyor. 1,5 milyon değerli Osmanlı Belgeleri ( 50 ton) hurda kâğıt diye okkası- kilosu 3 kuruştan Bulgaristan’a satılıyor! “Sadece millet dini kitap, Kur’ân, eski eser okumasın, diye harf devrimi yapılıyor. İsmet İnönü harf devriminin bunun için yapıldığını söylüyor.” Kemalistler- Atatürkçüler bu dönemi özlüyor! -Niçin? Onlara rahatlık mı battı?- Hayır! Zalimler bugün sadistçe zulmedemediği için, sadistlik yapamadıklarından, hoşlarına gitmemektedir. Onlar zengin, millet fakir olmalı. Onlar ezen, halk ezilen olmalı. Zalim sadistlerin hoşuna böylesi gitmektedir.

Solcu Kemalist cuntacı zorbalar, Osmanlı’yı kötülerken; o dönemde halkın %15’i okuma- yazma bilirdi. Halk cahildi. Okuma- yazma oranı çok düşüktü, der. Oysa o dönemde biz bir dünya ile 3 kıta ile ve 3 kıtanın dışındaki kıtalar ile bile savaş halindeydik! Okur- yazarlarımız, asker, subay, polis, doktor, hâkim, savcı, memur, işçi, çiftçi, köylü, kentli, öğrenciler cephelerde şehit oluyor! 12 yıl askerlik yapılıyor. Osmanlı 220 savaş yapmış. 1877- 1878 Osmanlı – Rus savaşından ( 93 harbi)  sonra 5 milyonun üzerinde insanı kaybetmişiz! Birde o dönemde, devirde kitleler okumazdı. Sadece ilim tahsil etmek isteyenler, medreselerde okurdu. Medreselerde 24 farklı ders görülürdü. Avrupa, Amerika’da da tüm halk, bugün ki gibi okula- medreseye- mektebe gitmezdi. Şimdi soralım. M. Kemal döneminde kaç öğrenci okula gidiyordu? 900 medrese kapatılmış. Ama yerlerine okul açılmamış. Açılan ilkokullarda da 3 yıl ilkokul okunuyordu. Ortaokul, lise okuması için büyük kentlere gitmek zorundaydı. Ama giden olmuyordu. Koşullar çok zor, çetindi. 1950 yılına kadar hiç modern okul binası yapıldı mı? 1949 yılında kaç öğrenci üniversite okuyordu? Kaç tane üniversite vardı? Öyle yalan, palavra, aslı astarı olmayan boş anlatımlarla halk hala kandırılmaya çalışılıyor! Kediler aslan, köpekler kaplan, yılanlar, akrepler güzel şahsiyet gibi anlatılıyor. Ben her zaman hakka hak, hakikate doğru, sahi olana gerçek, yalana yalan derim. Kimseden yana değilim. Sadece haktan ve haklıdan yanayım ve tarafım.

“1927 yılında okuma – yazma oranının %10,5 olduğu söyleniyor.” 01 Kasım 1928 günü Harf Devrimi yapılıyor. “Akşam âlim yatan, sabahleyin okur- yazar olmayan olarak yataktan kalkıyor!”  1935 yılındaki nüfus sayımında okur- yazarlığın %20,4’yükseldiği anlatılıyor. “Halk Odaları’nda, Millet Mektepleri, okuma – yazma kurslarında; okuma- yazma öğretilip, belge verilmiş.” Ama o kursları bende 1981 yılında 3 defa açtım. Bay ve bayanlar farklı zamanlarda okuma- yazma kursuna zorunlu geldiler. Kandıra - Avdan ve Boğallar Mahallesi sakinleri kursa katıldı. 45 gün halkın 65 yaş altı bay- bayanlarına okuma- yazma kursu verdim. Vatandaş akşam ezanında işten, bağ- bahçeden, dağdan evine geliyor. İşini, yemeğini yapıp, yiyip; kursa geliyordu. Bizde sadece okuma- yazmayı öğretiyorduk. Pek başarılı olamadık. Zira halk yorgun, bitkin, evde ders çalışmayan durumda idi. İşte 1935’lı yıllarda bundan kötü olaya; okur—yazar diyor. İşte başarılı görsünler, bilsinler; yeter, düşüncesi var. İş sadece riya- gösteriş için yapılıyor. Kadınların okumasını isteyen devlet adamı, kadınları başörtülü olduğu için; okula gelmelerini yasaklar mı? Bu yasak uygulaması 2012 Eylül ayına kadar fiilen sürdü. Kadınlar cahil bırakıldı. Okutulmadı. Devlete memur, amir, müdür, işçi, olarak hiç alınmadı. İnsan temel haklarını çiğneyen devlet yöneticilerini tarih yazacaktır. Halk onları öyle değerlendirecektir. Kemalistlerin eline kalsa, bugün bile aynısını yaparlar. Bunu 2002 yılında zorbalıklarla, cuntacı mahkemelerle uyguladılar. Artık 14 yıldır halk defterlerini dürmekte, kendilerine oy vermemekte, tasvip etmemektedir. Adları zalim, zulmeden, şerli, baskıcı, zorba, dayatmacı, insan, İslam, Müslüman düşmanı olarak geçmektedir. İnşallah akılları başlarına gelir.

1935 yılında yapılan nüfus sayımına göre ülkemizde 41 bin köy vardır. Bu köylerin sadece 5,400 tanesinde okul vardır. Okul dediğin, o zamanın resimlerinden biliyorum; samanlıktan kötü durumdadır. “1937 yılında “eğitmen” yetiştirmek için, okuma- yazma bilenleri 1 (bir) yıl kursa tabi tuttular. Bir yıl kursa gidenler 3 yıllık ilkokullarda eğitmenlik görevi yaptılar.” Annem ve babam bu 3 yıllık ilkokullarda okudu. Aritmetik, 4 işlem ise yapamıyorlardı. Annem Yadigâr 1935, babam Ekrem 1932 doğumlu idi. 1953 doğumlu olan dayım İbrahim – Şeker Satır bile komşuları olan eğitmen Tahsin’de 5 yıl okumuş. Buna eğitim- öğretim denir mi? Okuduğu yerlerde iki kötü durumda depodan oluşmaktaydı! Sen bir yıl kurs görüp, eğitmen ol. 3. ve 5. Sınıfa kadar öğrencilere ders ver! Böyle bir manyaklık sadece ülkemizde görülür!

1935 nüfus sayımına göre; erkeklerin %23’ü, kadınların %8,2’si okur- yazar olduğunu; vatandaş,  sayım yapan görevliye açıklamış. “Onur meselesi; eski yazı, Latin yazısı bilen de bilmeyende okur- yazar olduğunu söylemiş olabilir.” 10 binden küçük, az nüfus olan yerlerde okuma- yazma bilmeyenlerin oranı %89,3 olduğu yazılmaktadır. Sadece yazı metni gördüm. Ne kadar doğru- yanlış onu da bilemem. Nüfusun %80’i köylerde yaşıyordu. Köylerde oturan vatandaşlar 13 milyon idi. Ülkede eğitmen sayısı 6,837 olmuştu.

1937 yılında çıkan kanun ile okur- yazar olanlar bir yıl kursa alınarak “eğitmen” yapıldı. Bunlar 1965 yıllarına kadar eğitmenlik yaptı. Allah cc. Bunların şerrinden korusun. Pek çoğu CHP bağnazlığında, yobazlığında, kafasızlığındaydı. Öyle seçilmiş, işlenmiş, yapılmış!

1940 yılında bir yasa ile “Köy Enstitüleri” adında öğretmen okulları kuruldu. Buradan öğretmenler yetiştirildi! Öğretmen demeye, bilgili, uzman öğretmen demeye bin şahit lazım bile demiyorum. Çünkü bunlara bilgiden çok, köyde lazım olabilecek işler- meslekler öğretilmeye çalışıldı. Nalbantlık, arıcılık, tavuk yetiştirme, inek bakma, öküz ve manda ile tarla sürme, marangozluk gibi meslekler öğretildi. Çocuğa ne kadar öğretilirse, o kadar öğretildi. “Öğrenciler sıra masalarında, laboratuvarlarda, atölyelerde bilgi öğrenme yerine; geniş okul bahçelerinde kazma, kürek, bel, balta, mala, harç ile uğraştırdılar.” Köy çocuklarına köylülüğü öğretmeye çalıştılar. Köylere gönderip, köylü çocuklarını köylerine bağlı bıraktılar. İleri, yüksek okumalarını önlediler. Zaten Köy Enstitüsü mezunları bilgi verebilecek kapasitede değildi. “ Toplam eğitim süreleri 9 eğitim yılı idi.” Camilerde din görevlisi yoktu. Din öğrenimi fiilen yasaklanmıştı. Bunlarda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretilmedi. Çünkü zaten okullarda da bu ders yoktu. Camiler zaten işlev yapamıyordu. Köy Enstitülerinde sadece el becerisi öğretilmedi. İsmet İnönü’nün komünist- sol ideolojisinde aşılandı. Komünist cahil öğretmenler yetiştirildi.

Köy Enstitülerinde eğitim- öğretim yılı 9 yıldı. İlkokul dahil toplam 9 yıl okula giden, bu okullardan öğretmen oluyordu. 9 yıl sadece pozitif bilgi öğrenseler; o da yok! Bundan yetişen öğretmenlerden ne olur? Ne öğretebilir? Köy Enstitüleri 1940- 1954 arasında işlevini yürüttü. Yetersiz görüldüğünden kapatıldı. Bunların yerine 12 yıl olan Öğretmen okulları açıldı. Ama amelelik, nalbantlık gibi uğraşlar yoktu. Köy Enstitülerinden katlarca kat daha iyi idi. Daha sonra 12 yıl, 13 yıla çıkarıldı. Yanı Lise kısmı 3 yıldan 4 yıla çıkarıldı. 1976 yılında bunlarda kapatılarak, lise sonrası 2 yıllık Eğitim Enstitüleri açıldı. İki yıllık Eğitim Enstitüleri de Bülent Ecevit döneminde 150 bin mezun verdi. “Hızlandırılmış eğitim modeli ile 2 yıl okuması gerekenler; nisanda başladı. Yılsonu gelmeden bitirdi. Yanı 8 ay bile okula gidilmedi.” Bu memlekette 8 ayda kabak yetişmiyor, öğretmen yetiştirildi, diye alay konusu yapıldı. Zaten komünistler hiç okula gelmeden mezun oldular. Onlar sokak olaylarını, okuldaki ideolojik yapılanmayı sürdürdüler. Komünlerin her işi yarım yamalak olduğu için;  kapitalistler 40 komünist ülkeyi 1991 yılında yıktı!   1994 yılında da 4 yıllık Eğitim Fakülteleri kuruldu. Ama bir türlü kalite, standart yakalanamıyor.  Bina temeli kötü atıldığı için, bina sağlam, sağlıklı olmuyor. Birde bozuk kişilerin elinden öğrenci çıkınca, bozukluk devam ediyor. ( Bazı rakamlarda, sayılarda azcık kayma olabilir. Bazı yazılarım kültür bilgisidir.)

Sizlere 2015 yılında küresel kurum olan “PIAAC” göre toplumların eğitim niteliğini anlatmaya çalışacağım. Ülkemizde bu uluslararası ölçüm şirketinin yaptığı tespitlere göre ülkemizde eğitim- öğretim durumu öyle pek iç açıcı değildir. 31 OECD ülkeleri arasında Türkiye sözel bilimlerde 227 puan ile 29. Sıradadır. Sayısal bilimlerde 219 puan ile 30. Sıradadır. Bilişimde ise 253 puanla 26. Sıradadır. Avrupa Birliğinin 28 ülkesi ile OECD 31 ülkesi ortalamalarının altındadır. Japonya, Finlandiya, İsveç iyi durumdadır.

Ülkemizde eğitim yılının 5 yıldan 8 yıla, 8 yıldan 12 yıla çıkarılması ile 6,2 yıl olan ülkemizin eğitim yıl ortalaması, 7,6 yıla yükselmiştir.  Şu anda okula giden 4. ve 8. Sınıf öğrencilerinin eğitim- öğretim durumları da iyi değildir! Türkiye’nin eğitim karnesi kısacası zayıftır. Eğitimde AR- GE yetersizliği bulunmaktadır. Öğretmen kalitesiz, eğitimci yetersiz, program işe yaramazdır. Stratejik plan, program, kalite, standart iyi değildir. Kalitesiz öğrenci, iyi yetişmemiş aile, kötü mekân, cehaletteki aile, berbat toplum, sapıtmış devlet ideolojisi ile olgun, yeterli, kaliteli eleman yetişmez, yetişmemektedir.

Türkiye’nin rekabet gücü Endeksi 2015- 2016 yılı itibarı ile 140 ülke arasında 51. Sıradadır. İnsanı gelişmişlik Endeksinde 188 ülke arasında 72. Sıradadır. Singapur’da 100 öğrenciden 5 tanesi başarılı çıkarken, Türkiye’de 100 bin kişiden beş tane üst dilimde başarılı öğrenci çıkıyor. Aradaki fark ne kadar dersiniz?- Ben yanıtlayayım. Bin kat daha iyi durumdadır. Başarılı durumdadır. Türkiye’de bilim- ilim öğrenmekte zevk alma iyi durumda değildir.

Takıp ediyorum. Çok uzun süreden beri öğrenciler ve öğretmenler girdiği sınavlarda başarısız oluyor. ÖSS de öğrencilere sunulan 45 sorudan ancak 3,5 not ortalaması yakalanıyor. Sınava girenlerin %92’si Matematikten bocalıyor.%8’i orta düzeyde ve üstüne çıkıyor. Fen sorularında durum daha vahimdir. Başarı %5,6 ye düşüyor. Pozitif bilimlerde öğrenciler çuvallıyor. Bilgi, beceri, duygu, düşünce eksik kalıyor.” PISA’ya göre 9. Sınıf öğrencilerinin 3. Sınıf seviyesinde olduğu belirlenmiştir.” “Bunu bende Akçat İlköğretim Okulu’nda gözlemlemiştim. 8. Sınıf öğrencileri çarpım tablosunu kullanamamakta, bilmemektedir! Kademe Etüt Merkezi’nde Matematik Öğretmeni olan kişi, 8. Sınıf öğrencilerinin 4 işlem yapamadığından, görevi bırakmıştı. Bunu anlattığımda; Lisede görev yapan Matematik öğretmeni; Lisede de 4 işlem yapamayan çok öğrenci var, demişti.” PISA; T.C. ’de eğitimdeki zayıflamanın her yıl düştüğünü anlatmıştı. Ülkemiz 35 OECD ülkesi içinde sondan ikinci oldu!

Eğitim- öğretim sistemi ne bilgili ne millet anlayışı ne güvenilir insan yetiştirmektedir. Her Türk vatandaşından ancak %5’i, 20 kişide 1 kişi çevresindeki insana güvenmektedir. “Toplumun %95’i; aman dikkat, bana kazık atarlar, diye düşünmektedir.” Cemiyet- toplum- millet olamıyoruz. Cemaat, grup olmaktayız. Güven endeksi  (– 2 ) olmaktadır. Yanı insanların birbirine güveni yoktur. Emanet sahibi, emin- güvenilir değillerdir. Dünyadaki güvensiz, güven duymayan sondan 4 ülkeden biriyiz! En güvensiz olan ülkeler; Raunda, Türkiye, Cape Verde, Trinidad, Tobago ülkeleridir. Bunlar iç savaşlarda birbirini yemiş. Emperyalizmin tuzağına düşmüş. Mağara, ottan barakada yaşayan ilkel kabile devlet vatandaşlarıdır. Bizde de hala mağara dönemi evresinden çıkamayan, ilkel, feodal, sapıtmış kabileler, aşiretler çoktur. İşte her olumsuzlukta bunların etkisi vardır.

En güvenilir insanlar ise; Norveç, İsveç, Danimarka, Çin olmaktadır. Bunlarda daha çok dinsizlik egemendir. Şimdi Müslüman dediğimiz 57 ülke insanı ile bu dinsizleri karşılaştırınız! Böyle İslam, mümin, Müslim, Müslüman olmak olmaz. Herkes kendini sorgulasın, yadırgasın, eleştirsin. Ne olduğunu anlasın. Böyle eğitim, öğretim, öğrenim, terbiye, ahlak, millilik, maneviyatçılık, evrensellik, dindarlık olmaz.

Bu öğretmenlerle, eğitim sistemi ile aile yapısı ile toplum, cemaat, ideolojik sapkınlıklarla ülkemiz yükselmez. İnsanımız onurlu, olgun, bilge, sanatkâr olamaz. Ülkemizdeki eğitim sistemi, yerel, uluslararası kurumlarca değerlendiriliyor. Berbat, kötü sonuçlar ortaya çıkıyor. “Okul müdürleri kötü sonuçları öğretmene bağlıyor. Buda doğru değildir.” “Zira eğitimin onlarca ayağı vardır. Aile, anne, baba, öğrenci, öğretmen, okul müdürü, komşu, akraba, cemaat, sınıf, grup, çevre, arkadaş, toplum, devlet, dünyanın gidişatı etkilidir, etkendir- aktiftir.” Bu eğitim işi her derste Atatürkçülük öğretmekle olmaz. Matematik, aritmetik, fizik, kimya, biyoloji, cebir, tarih, coğrafya, Türkçe, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisinde Atatürkçülük üniteleri, bölümleri, konuları vardır. Atatürkçülükle bolca dinsiz- imansız- Allahsız terörist- komünist, bölücü yetiştirilmektedir!

 “Bugün Atatürkçülük ile ortaya çıkanlar, laiklikle ortaya çıkanlar; din, iman, insan, ülke, vatan, millet, devlet, bayrak dostu değildir. Atatürk putlaştırıldı. Laiklik; din- yaşam biçimi yapıldı.” Lenin, Stalin ne yaptı ise o yapılmaya çalışılıyor! “Atatürk Mevlidi yazanlar, Atatürk Ekber diyenler, Evliya diyenler, Atatürk’e esselât okuyanlar, peygamber odur; diyenler, bizi sen yarattın, diye bağıranlar, sen olmasaydın, bizde olmazdık; diyenler, az değildir. Kâbe, Arap’ın olsun, anıtkabir bize yeter, diyenler vardır. Bunu sesli, yazılı olarak söylemeye hala devam etmektedirler. Komünizmde böyledir. Tüm din ve inanışları reddettiler. Kendilerini sahte din- iman ilan ettiler! Artık komünizm sahte din, Allahsız düşüncesizlik oldu. Diğer din ve inanışları yasakladılar. Mabetlerini dinamitlerle yıktılar! Bunu gerçek filim çekimlerinden izledim. SSCB mabet bırakmadılar!

Eğitim- öğretim de gerçek bilim, dini güzel ahlak, bilim üretme ve uygulamada kullanma, bütçeyi yeterli ayırma ve ekonomik doğru kullanma, harcamaları verimli ve kalitede yapma, yükümlüklerini yerine getirmeyeni dışarı atma mutlaka olmalı. İşe yaramayanı, verimli olmayanı, kaliteli olmayanı, stratejik plan yapıp, uygulamayanı eğitim ocağında bir dakika bile tutmamalı. Ülkemizin yıllık bütçesinin %20’si eğitme harcanıyor. 26 milyon öğrenciye her türlü yardımı alıyor. Her tülü öğrenciye bedava hizmet veriliyor. Ortada stratejik toplamda kalite, verim, hizmet etme yok! Bu öğrencinin 7,8 milyonu üniversitede okuyor. İnsan yapılan iş ile bir yüzleşmeli. Kendi ile yüzleşmeli. Özeleştiri yapmalı. Nefsini sorgulamalı. Nasıl bir görev yaptığını, Müslümanlık ile bağdaşıp bağdaşmadığını bir sorgulamalı. Atatürk adı altında edebiyat yapıp, sonra ADD derneği olarak her türlü zararlı kurum ve terörist örgütlerle, Türk Bayrağı bile taşımadan, miting, yürüyüş yapmanın nasıl bir iş olduğu sorgulanmalı.

LGBTE- İ’ye özgürlük ve onur yürüyüşü mitinglerine katılmanın ne mal, öküz, zararlı bir eylem olup- olmadığı derin şekilde düşünülmeli. LGBTE- İ nedir, bir araştırıp, lütfen öğrenin. Buna bütüne yakın solcular destek vermektedir. Bugün Atatürkçü Düşünce Derneği ile her türlü sol- komünist legal, illegal örgüt ortak eylem düzenlemektedir! Yargıtay’da ADD derneğini kamuya yarayışlı dernek statüsünde kabul edip, karar vermiş! İşte devletimizin bu zavallı hale, milletin perişan duruma düşmesi, hep bu yanlışlıklardandır. Terör örgütleri yasal bir şirket gibi bu ülkede yapılanmış, her türlü işlevi en rahat şekilde görmüştür. 15 Temmuz 2015 Fetö Darbesine kadar devlet gibi hepsi çalışmıştır.

Bugün İslam dünyası diye bir dünya artık kalmadı! İdeolojiler zaten sapık serserilerin, katillerin ürettikleri saçmalıklardır. Pek çok kimse gerçek anlamda İslam dinini anlatmıyor. Cemaat liderleri kendilerine bağlama derdinde, soyma, sömürme derdine düşmüşler. Pek çoğu saçmalamaktadır. İdeolojik saçmalığı, sapıklığı olanların zaten beyinleri dumura uğramıştır. Ben bir ideolojik sapkınlık içinde olan bir tek kişinin bile doğru bilgi sunduğunu görmedim. Bir doğru ile 100 yanlışı dayatmaya çalışırlar. Türkiye’nin solcu putperestlerine bir bakıp, doğru değerlendirmeler yapın. Batıl Batının küfrüne ve sapıklığına objektif bakıp, değerlendirme yapın. Sapık olup, kendilerini kabul ettiremeyen bu saçmalıklar yapan sapıklar; öfkeli, hırçın, ideolojik ayrışma içinde kalıyor. Şiddet, terör yapıyor!

Bugün cemaatler, mezhepler, ideolojiler; sapıkların elinde sapkın kullanılmaktadır. Dini bile rayından çıkarma çalışması var. Şiddete başvuruluyor! Tekfirlikle- İslam dininden çıkma ile diğer Müslümanlar suçlanıyor. Ötekileştiriliyor. İslam’ın kucaklayıcılığı kullanılmıyor. Çıkar- menfaat için din satışı yapılıyor. Televizyonda reklam satışlarında bir eşya satılırken; ayet, hadis kullanılıyor. Sahte mal, eşya satılıyor.  Ayet, hadis ile sahteciliklerini örtmeye çalışan alçaklar, kahpeler, münafıklar bulunmaktadır. Glikozu balı ayetle, çörekotunu hadis-i şerifle kazıklayarak satma reklamları her 45 dakikada 15 dakika yapılıyor. Başta takke veya sarık, sakal, cübbe, şalvar kullananlarda var! Bu sahteci sahtekârların hiçbir çeşidine inanmamalı.

Bilgili, bilinçli, gerçek ilim sahibi, dosdoğru bilgili, uyanık, basiretli olmalı. Hayatı kendin düzenlemeli. Zararlı pis öğelere uymamalı. Olumlu düşünmeli. Yararlı güzel iyi iş yapmalı. Gerçek İslam inancında ve dininde, yaşamasında olmalı. Hakça bilimle çalışmalı. Enerjiyi kaybetmemeli. Çevreci olmalı. İnsancıl olmalı. İç hesaplaşma ve mutluluk sağlayıcı olmalı. Yapıcı olmalı. Yıkıcı domuz gâvur, barbar, vahşi, kalleş, kahpe, kancık, serseri, haydut, terörist, anarşist, bozguncu, fitne, fesatçı olmamalı. Yaşatmak için çalışmalı. Öldürmek için yaşamamalı. Herkes hakkını hukukunu haddini sınırlarını bilip, öyle davranmalı, hareket etmeli. Mağaracı, gün görmemiş boğa, ilkel yaratık, adi zararlı canavar gibi hareket etmemeli. İlmin, bilimin, ahlakın, edebin, hayânın, değerlerin, ilkelerin, kuralların ölçütlerine göre olgun insan gibi yaşamalı. Yaşamak istemeyip; haddini, hukukunu, sınırlarını bilmeyenler bu dünyada mundar, öbür dünyada cehennem yakıtı olur! Biz sadece doğru bilgileri aktarmakla, güzel örnek olmakla görevliyiz.  Zorlama, baskı, dayatma yapacak durumda değiliz. Kanun- yasa uygulayıcıda değiliz. İnsanları sade vatandaş olarak öğretmekle, eğitmekle sorumluyuz.

                Her zaman söylüyorum, yazıyorum, anlatıyorum. “ Önce aile, anne ve baba eğitimli, öğretimli olmalı. Ailede anne ve baba eğitimsiz ise, komşu, akraba, çevre bilgisiz ise; o çevrede öğrenci başarılı olamaz. Öğretmenler yeterli eğitim- öğretim, ideal, realist, kaliteli eğitim almamış ise; eğitim vermede başarılı olamaz. Öğretmenliğe, eğitime yetenekli, hasleti, isteği, becerisi olan kişiler öğretmen olmalı. “Sadece bir test sınavı ile öğretmen okuluna alınıp, öğretmen yapılmamalı.” Kuzgunları, kargaları, martıları, eşekleri toplayıp; ses sanatçısı yapmaya kalkışmak, dengesiz, ölçüsüz, verimsiz bir çalışma olur. Kalite, yüksek standart çıkmaz. Bülbülleri, kanaryaları, muhabbet kuşlarını toplayıp, seslerini eğitmeye çalışmak, daha başarılı sonuçlar verir. Haslet, yetenek, istek çok önemli değerli öğelerdendir.

Ülkemiz çok zor günler geçirmiş. Fakirlik, yokluk, yoksulluk, ezilme, dayatma, bastırma, korkutma, yıldırma yönetimi kurulmuş. Köylerde evler perişan, şehirlerde gecekondu denen barakalar var. Köylü hor- hakir görülüyor. İslam dinine bağlı yaşayanlar, fabrikalarda bile işçi alınmıyor. Başörtüsü yasağı yüzünden dindar kadınlar, kızlar okula, devlete memur alınmıyor. İMF talimatları ile devlet yönetiliyor. Amerika, Avrupa uşağına dönen yöneticiler, halkı eziyor. 1999 Marmara Depreminde yapılan iç ve dış yardımlar ile Ecevit Hükümeti emekli ve memur aylığı ödüyor. 21 Şubat 2001 günü Bülent Ecevit ortak hükümeti değer düşürme bir gecede %100’ün üzerinde yapıyor. İşyerleri, fabrikalar kapanıyor. Şehirlerde çöp dağları, su, elektrik kesintileri, çöp dökme yerinde gaz patlamaları, İstanbul’da biriken çöplerin çıkan gazi havada tutuşuyor. Bu olaylar 1994- 1995 yıllarında oluyor. Yokluk, yoksulluk derken,  devletin baskısı artıyor.

1997- 2003 yılları arasında Ecevit başkanlığındaki ortak hükümet, Müslüman dindarları hedef alıyor. 650 bin öğrenci İmam Hatip Liselerinde okurken, başörtüsü yasağı ve üniversiteye girişte puan kırılması yüzünden, 65 bin öğrenciye düşüyor. 9 bin de Kur’an Kursu kapatılıyor. 1923- 1950 yıllarındaki hükümetlerin yaptığının Ecevit Hükümetleri her dönem aynısını yaptı. Çünkü her ikisinde de İslam, Müslümanlık, milli, manevi, evrensel değerler yeterli değildi. İlköğretim okulu bitirmeyen, 15 yaşında olmayan öğrencilerin camide din dersi, Kur’ân dersi alması yasaklanıyor. Bu sadece 1923- 1950 döneminde yapılmadı. 1997- 2003 yıllarındaki ortak hükümet yapıyor? – İsmet İnönü’den sonra CHP Başkanlığı yapan Bülent Ecevit yapıyor. Zihniyet, anlayışsızlık, düşüncesizlik, haktan nasiplenmeme durumu aynıdır, benzerdir. Bunun için icraatlar benzer özellikli olmaktadır.

_ “Ülkemiz, vatanımız her kaçana kucak açmaya 1492 yılında İspanya ve Avrupa Yahudileri ile başladı. Zalimin zulmünden, katliamlarından kaçıp, ülkemize sığındılar. Ama ülkemize, vatanımıza, milletimize yâr, canan olmadılar. Hep sinsiden, gizliden ülkemin ve milletimin altını oymayı sürdürdüler! Sabataist oldular, mason oldular, yıkıcı oldular. Onlarca küresel terör örgütünü yönetmektedirler! Yasal, yasadışı örgütlerle fitneci, fesatçı, bozguncu, yıkıcı, karıştırıcı oldular. “Sözüm hiçbir zaman herkesi kapsamaz. İyiler her zaman hariç, müstesna tutulur.” Dünyayı da ateşe veren, Siyonist, fitneci, fesatçı, mason, kapitalist, emperyalist, sapık davranan bu zavallı şeytanlar olmaktadır.

İkinci Dünya Savaşında ( 1939- 1945) Adolf Hitlerin zulmünden kaçan okumuş kesim ülkemize sığındı. Akademisyen olanlar oldu. Bugün bunun içindir ki Alman Vakıfları ülkemizde çok etkin yıkıcı, bozguncu, karıştırıcıdır!

Balkanlardan zulümden kaçan milyonlarca mazlum ülkemize sığındı. Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk, Yugoslavya derken; her İl, İlçe, beldeden kaçıp, Türkiye’mize sığındılar. Hoş geldiler, safalar getirdiler. Komünist Jivkov yönetiminden 1989 yılında 400 bin kişi kaçıp, ülkemize sığındı. Yerli halk fabrikalardan çıkarılıp, onlar yerlerine yerleştirildi. Ne güzel çok güzel diyelim. Ama hemen ertesi sene ellerinde Komünist zalim liderlerin; Karl Marks, Lenin, Stalin, Mao, Che Guavere posterleri ile sokaklara yürüyüş yaptılar! O ki komünistlik, gâvurluk iyi idi, niçin kaçtın komünist Jivkov’ın ülkesinden? O zalim domuz gâvurlar, o kadar iyi idi de niçin onlardan kaçtınız? Komünizm o kadar güzeldi de niçin komünist ülkelerden hep kaçtınız?

1865 yılından beri Rusya’dan Çeçenler, Çerkezler, Türk boyları Rusya’dan kaçar. Ülkemize sığınır. Şu anda Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden yüzbinlerce Türk ülkemizde kaçak ama rahat yaşamaktadır. Türk’tür, Müslümandır, kardeştir, diyoruz. Ama bunlar ülkemizde kolayca yıkıcı etkinlikte, terör yapmada bulunuyorlar! İşte 15 gün önce Orta Asya’dan ailesi ile çocukları ile gelen terörist kolayca ev tutuyor. Ortaköy’de eylem yapıp, yüzlerce kişiyi yaralıyor! 39 kişiyi de öldürüyor!

Suriye’den, Irak’tan, Asya, Afrika’dan, Avrupa’dan çantasını alan ülkemize kolayca gelip, yerleşiyor! Arayanı, soranı yok! Ne yaptıkları belli değil! Ya Ermenistan, Gürcistan, Rusya, Ukrayna’dan gelenler! Niçin geliyorlar? Ne yapıyorlar? Nasıl geçiniyorlar? Aklına gelen; gelip, ülkemizde takılıyor! Eylem yapıyor! Pisliğini döküp, gidiyor! Son 5 yılda 5 milyon mülteci- sığınmacı yasal – yasadışı ülkemize giriş yapmış! Kaçak olanlardan haberimiz bile yok! Ülkemizde 3 milyon kişiden fazla kaçak insan olduğu söyleniyor.

 Bir T. C. Vatandaşı o gelenlerin ülkelerine bu şekilde gidebiliyorlar mı? Niçin? 5N1K olarak kapsamlı sorgulayınız. Şimdide pahalı bir ev- konut alan, bankaya para yatıran T. C. Vatandaşı olacakmış! Terör örgütleri, liderleri, mafya, çete, kötü iş peşinde koşanlar gelir! Bir ev alır. 3 yıl oturup, gidebilir. “Dedelerimiz bu vatanı böyle üç beş kuruşu olana para ile satmak için gazi, şehit olmadılar. Para lazımsa, helalinden çalışılır, kazanılır.” Hala bu yanlışlıklar yüzünden binlerce insanınınız şehit, gazi olmaktadır! Ülkemiz soytarı, fahişe, serserilerle doldu! Mağaradan kaçan, inden çıkan, akılsızlığı ile savaş içinde kalan Türkiye’mize koşuyor! Bu ilim, sanat, bilim, teknoloji, medeniyet görmemiş insanları 200 yılda olgunlaştırıp, vatansever yapamayız. Terör örgütlerinin ağlarına düşer. Ülkemize karşı kullanılırlar! Onlar kendi ülkelerini boşattı ise, o toprakları fethedelim. Onlara yurt edindirelim. Emperyalistlerin eline geçmesin!

Suriye’den 2011 Mart ayından 2017 Ocak ayına kadar ülkemize 900 bin kişisi çocuk, 2 milyon 750 bin kişi sığınmacı olarak geldi. 300 bin çocukta burada doğurdular! Onlara devlet, millet olarak baktığımız gibi, Suriye’de kalanlara da sadece biz bakıyoruz, dersek pek yalan olmaz.  Onlara pozitif ayrıcalık tanıyoruz. Üniversiteye sınavsız giriyorlar. Sağlık, eğitim hizmetini ücretsiz alıyorlar. Her türlü erzak, eşya veriliyor. Bir de sen o ülkeye gitmeye kalk bakalım! Sormuş bir arkadaşımız: “ Biz sizin ülkeye gelsek nasıl davranırdınız? – Gelemezdiniz, demiş.-  Ya gelsek! – Gelseniz vururduk, demiş!

Osmanlı Devletinin topraklarında bugün 64 bağımsız devlet vardır. O toprakların tümünden Türkiye’de yoğun insan bulunmaktadır. Osmanlı toprağı dışında kalanlarda serbest, rahat, izinli, kaçak ülkemizde kalmaktadır! Devlet dediğin belli sınırları olur. İşte biz hala devlet, medeni, uygar devlet olamadık. 100 bin kaçak Ermenistan vatandaşı var. Bunlar şehirde, PKK ile dağda terörist olarak yaşamaktadırlar! Ne kadar Gürcistanlı, Rusyalı, Ukraynalı, Orta Asyalı, Afrikalı, Asyalı kaçak vardır? Bilen var mıdır? Ya Avrupalı! Böyle devlet, millet olmaz. Devlet, millet yönetimi de böyle olmaz. Biz bu şekilde millet, devlet olamayız! 500 yıl sonra bile yaşanan pislikler yine yaşanır, yaşanacaktır!

Kürtler 1510 yılında safevilerin saldırı, baskı, şiddet, tecavüzlerinden korunmak için Osmanlıların yanında yer aldılar. Safeviler- Şah İsmail’in askerleri Kürtlerin yaşadığı yerlere giriyor. Her türlü zulmü yapıyordu. 1514 yılında Çaldıran Savaşında Şah İsmail yeniliyor. Kürler Osmanlıya katılarak rahatlıyor. 1915 yıllarında Ruslardan destek gören ermeni Taşnak kafalı Ermeniler daha çok Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde katliamlar yapıyor! Kâzım Karabekir, Ermeni komitacı çetelerin üstesinden gelerek Kürtleri kurtarıyor. Böylece Kürtler Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oluyor. Ama hala pek çok Kürt devletine, milletine, ümmete hainlik yapıyor. Yanı 500 yıldan beri hala vatansever yapamadığımız Kürtler var. Hala PKK gibi bir terör örgütüne destek verenler oluyor! HDP adında terör yanlısı bir siyasi partiyi destekliyor. 13 Ocak 2017 günü seçtiği Ermeni asıllı bir milletvekili Türkleri TBMM de ermeni soykırımı ile suçlayabiliyor.

İkinci Abdülhamit Han 1876 yılında Osmanlı Milletvekili Meclisini, parlamentosunu kuruyor. Ama meclise Müslümanlardan çok hain, kalleş, kahpe, katil, yıkıcı unsurlar giriyor. Abdülhamit handa bu yüzden bir yıl sonra meclisi fes ediyor. Böyle göçmen, mülteci, sığınmacı, mağaradan kaçan, inden çıkan, ipini koparan bu ülkeye gelmeye devam ederse, herhalde bu ülke yaşanmaz olacak! Bizler kaçacağız! Akıllı mantıklı sağduyulu ilimle bilimle doğru akılla hareket etmeli. Basiretli, ferasetli olmalı. Kör, sağır, eşek olmamalı.

                Ben, eşim ile birlikte oğlumun ve gelinimin oturduğu, çalıştığı, gelinimin vatandaşı olduğu Belarus’un 29 günlüğüne 2015 Ocak’ta ziyarete gitmek istedik. Öyle kolay olmadı. Önce bizim gidebilmemiz için Belarus Devleti’nden izin aldılar. Pek çok sorgudan, soruşturmadan, izin almaktan geçtik. Özel davet ettiler. Yanı herkesin ülkesi, bizdeki gibi yolgeçen hanı değildir! 29 gün geldiğinde bir ay daha kalmamızı istediler. Bunun için Ukrayna’ya bir günlüğüne giriş yapıp, çıktık. Bir 29 gün daha izin aldık. Dolarlar olarak kalma harcı ödedik. Sigorta ödedik. Kalma parasını bile dolar cinsinden ödedik.

                Birkaç aydan beri Selanik göçmeni bir kişi ile görüşüyoruz. Bir beldede 3 dönem belediye başkanlığı yapmış. “Ben Osmanlıyı tanımam, tanımıyorum, diyor. Ben 1923 yılından günümüze olanını bilirim, diyor.” Belediye başkanlığı sırasında da belediyeyi iflas ettirmiş. Bir telefon ve faks gönderecekse, başka bir belde belediyesine araba ile elemanlarını gönderiyordu. Bu CHP belediyesiydi.

İşte bunun içindir ki bizim ülkemizde anarşi, terör, yıkıcı olaylar, keşmekeş, kaos, sokak olayları, şiddet çok olmaktadır. Kim ne yapıyor, kimse bilmiyor! Bu kafa ile gidilirse; ülkemizde huzur, mutluluk, refah, ferahlık olmaz. Bugün oluyorsa; aklı, ilmi, bilimi, bilgiyi, doğruyu, gerçeği doğru kullanmadığından oluyor! 196 ülkeden en kötü 6 ülke arasında olduğumuzu düşünüyoruz. Ortaköy’de 39 kişiyi katleden Kırgızistan vatandaşı hala bulunmamış! 4 kişilik ailesi ile gelip, olayı yaptı, kaçtı!

Emperyalist ülkelerin istihbaratları ülkemizde cirit atıyor. Ülkemizi yıkmaya çalışıyorlar. Yaşanmaz duruma soktular. Her şey altüst olmaktadır. Dolar -döviz 2015 yılı Ocak ayında 2,2 lira iken 2017 Ocak ayında 4 lirayı buldu! Oysa bu 2 yılda enflasyon %7+ %8,5= % 15,5 olmuş. Devletin borcu GSMH’nin %28’i borçtur. Yıllık bütçenin %12’si faize gitmektedir. Yıllık kalkınma hızı %4,5 kadardır. Avrupa ve Amerika’dan iyi durumdayız. Ama uluslararası düşmanlıklarla; siyasi, ekonomik, askeri, devlet, millet olarak yok etmeye çalışıyorlar! Kullanılan insanların çoğu da TC Vatandaşıdır. Bu milletin asıl, esaslı, sütü temiz, aklı temiz, soyu temizlerden olmadığını görüyoruz. Helal süt emmemişler. Şehit çocuğu olmamışlar. Akılları temiz, berrak değildir. Irkçı, batıl asla değilim. Ama hakkı hakikati görüyorum. Hiç yalan, yanlış olmadan yazıyor ve söylüyorum. Bir tez gibi, bilimsel makale gibi yazıyorum.

Ülkemde evsizlik, işsizlik, düşük ücret, yokluk, yoksulluk, gâvurluk, faşistlik, komünistlik, sömürü, her pislik yapılıyor. Devlet hortumlanıyor. Üretilen mal, 10 katına halka satılarak, halk can çekiştiriliyor. Bankalar çalınarak batırılıyor. Müşterinin parasını, 50 bin liraya kadar devlet garantisinde olduğu için; devlet ödüyor. Devlet gerçekten hiç denetlenmemiş. Çünkü her şey kokmuş, kokuşmuş, çürümüş durumdadır. Devleti yönetenlerin aldığı ücret ile öğretmenin, memurun, işçinin aylığı arasında 10 kat fark olmamalı. Ancak 2 kat fark olmalıdır. Bu ülkede ekmek, şeker, yağ, taşıma, ulaşım, iletişim, barınma ayni ücrettedir. “Adalet olmalı. Ölçüsüzlük, dengesizlik, manyaklık olmamalı.”

 Yerli halkım her tülü zorluk çekerken, ülkemiz mültecilerle doldurulmamalı. Bu insanlık, Müslümanlık değildir. Kendi milletine kaldıramayacağı yükü yüklemedir. 22 zengin Arap ülkesi Müslüman değil mi? 57 İslam ülkesinde Müslüman yok mu? Diğer ülkelerdekiler insan değil mi? Bir sorun varsa öncelikle paylaşılmalı. İnsan öncelikle kendini, ailesini, akrabalarını, milletini, düşünmelidir. Bu gelen mülteciler hiçbir eğitim- öğrenim, sanat edinme, meslek edinme görmemiş. Her birinde 7 ile 10 arası çocuk var. Savaş ortamında bile her yıl bir çocuk yapan var. Karnında bir tane, kucağında bir tane, elinde başka bir tane var! Bir sayının karesini alırsak; bu gidişatla 30 yılda 5 bin kişi eder! Bunlarla sittin sene medeni, uygar, gelişmiş bir toplum olamayız. Aklımız başımıza almalıyız. Siyasi, taraflı düşünmemeliyiz. İlmi, bilimsel, akıllı, zekice, mantıklı, sağduyulu, stratejik plan program yaparak düşünmeliyiz. Benim işim stratejik plan program yaparak, yüksek standartta kaliteli düşünmektir.

Ülkemde 430 numaralı yasa ile Kur’an okunması yasak ediliyor. Kilisede ayin serbest ama camide din- iman öğrenmek yasaklanıyor. İnsanlık sadece zalim gâvurlardan böylesi zalimlik, zulüm görmüştür. “ İslam’dır, elbette en büyük Ülkü! Neyleyim Müslüman gibi davranmayan Türk’ü!” Bu Ermeni, Rum, Yahudi olsa da ancak böyle davranır belki! “Ben olgun insan, gerçek Müslüman, hak insanı arıyorum. Hainlik yapanı ayağım ile itiyor, tepiyorum. Saygı duymuyorum. İsterse babam olsun.  Vatanıma, milletime, devletime, bayrağıma, dinime- imanıma sevgi- saygı duymayanı sevmiyorum. Lanetliyorum. Kınıyorum. Eleştiriyorum.”

Kendileri devleti soyarken, M. Kemal dünyanın en büyük zengini iken; halkı kuru ekmek, bir don, ev, bark, yemek bulamıyor! Halk 1983 de bile hastaneye gidemiyor. Evde hasta yatarak ölüyordu! Tam yılını bilmiyorum ama sanırım 1995 yıllarında fakirler için “Yeşil Kart” çıkarılıyor. Bununla ücretsiz hastanede tedavi görüyordu. İlaç kullanmadan ölen milyonlarca hasta oluyordu. Parası olmayan hastanelerde rehin kalıyordu. Cesedi bile verilmiyordu! 1993 yıllarında hastanede muayene olmak isteyenler, sıra alabilmeleri için evde yatmıyor. Hastane polikliniklerinde bekliyordu. Bizde 1991 yılında İstanbul- Numune Hastanesi’nde sıra almak için sabahlamıştık. Kalbimden rahatsızdım. 09 Kasım 1990 da rahatsızlanmıştım. Yürüyemiyordum. Tedavi için çare arıyordum. Gece poliklinikte sabahlayarak sıra aldık.

“1940 yılında açılan Köy Enstitüleri 1954 yılında yasa ile kapatıldı.” Bunların yerine bilgi ile yetiştirilen “Öğretmen Okulları” açıldı. Ama öğretmen yetmeyince Yapı Sanat Okulu lise mezunları bile öğretmen yapıldı. 1995- 1996 yılında maliyeci, veteriner, muhasebeci, 4 yıllık üniversite okuyan kişiler öğretmen yapıldı.  Bu yanlışlıklar yüzünden eğitim- öğretimde temel bir iyileşme, gelişme olmamaktadır. 1976 yılında liseden sonra 2 yıllık Eğitim Enstitüleri açıldı. 1992 yılında da Eğitim Fakülteleri 4 yıla çıkarıldı. Ama hep yetersiz eğitim- öğretim yapıldı. Öğretmenliğe yapısı uygun olmayan mallarda, davarlarda okula alındı.

1950 yılına kadar ilkel, geri, çok geri bir devir- dönem yaşanmış. İnsanlar çok perişan edilmişti. Sol- komünist, Kemalistlerin kalkınmada, gelişmede, ilerlemede, zenginleşmede, bayındırlıkta, imarda, mamur etmede kayda değer hizmetleri olmamıştır. Sadece yıkıcı, yakıcı, bozucu, bozguncu olmuşlar. Hala o geri bırakılmış lığın sancılarını yaşıyoruz.

Ülkemizde eğitim- öğretimin kötü oluşunda bir etkende, ülkemizin dışarıdan sürekli göç, sığınmacı, mülteci almasıdır. Aralıksız diğer ülkelerden, 3 kıtadan devamlı ülkemize gelenler olmaktadır. Öyle birkaç yüz bin kişi değil! Öyle birkaç milyon kişi, aç, açık, susuz, perişan gelmektedir. Bir iki yıl içinde 3,5 milyon Suriyeli, Iraklı gelirse, bir gelmede yarım milyon Bulgaristan’dan ve diğer ülkelerden gelen, yerleşen olursa, bunların eğitimlerinde nasıl başarılı olunur? Sadece dışarıdan gelenlerin sistemi bozması mı? Ülkemiz içinde yaşayan yerleşik halkın- milletin %35’i doğdukları yerde değildir. Ülkemiz içinde bir yerden başka bir yere göç etmiş. Devlet; Rize, Ordu, Sivas, Van, Kastamonu’da ona hizmeti yapmış. O bırakıp; İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Mersin ve 33 İle göç ediyor. Yanı 47 İl, 33 İle birikiyor. 15 yıl öncesinde İstanbul’da İlkokulun bir sınıfında 120 öğrenci oluyor. Bu göç İstanbul’da okuyan 4 milyon öğrencinin tümünü haşat, enkaz, işe yaramaz duruma sokuyor. Öyle öğrencilerim olmuş ki, bazı yıllarda birkaç İl değişmiş! Baba nerede iş bulursa o İlde çalışıyor. Ülkemizde insanların %35’i yaşadığı İlde yaşamamaktadır. Göç etmiş. Bir de tahminim nüfusun %35 kadarı diğer ülkelerden ülkemize gelmiş.  Böyle bir ülkede hiçbir şey tam yerinde doğru şekilde yüksekte olmaz. Zaten gelenler ABD ülkesindeki gibi özel izinle gelen kalifiye elaman değildir. Okuma- yazması olmayan, medeniyet görmemiş. Burada kendi ve çocukları terör örgütüne eleman olmaktadır! Bize de bu hain lanetliklerle savaşmak düşmektedir! Merhametten rezalet doğmaktadır!

Biz, Rize Lisesinde 1. Sınıfta 72 kişilik sınıfta eğitim gördük. Ders konularını okulda öğrenemezdik. Her gün 7- 8 saat ders çalışmak zorunda kalırdık. Cebir, Geometri, Fizik, Kimya konularını ders kitaplarının yardımcı kaynaklarından, çözümlü kitaplarından çalışarak öğrenmeye çalışırdık. Fen Bölümü okuduğumuzdan bu derslerde çok zorlanırdık. Edebiyat, sözel, sosyal konuları ezbere dayandığı için pek zorlanmazdık. Eğitim- öğretimin kalitesizliği bizleri yordu. Ben 1963 yılında okula başladım. 1978 yılı sonunda bitirdim. Daha sonra Lisans tamamlamaya devam ettim. Ama hep eğitim o gün bugün sorunlarla devam etmektedir.

1950 yılında DP- Adnan Menderes Hükümeti’nin 10 yıl kalkınma hamlesini, gelişme, ilerleme, yükselme dönemini yaşadık. Bunu da önlemek için komünistler askeri cunta darbesi ile 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonunda idam ettirdiler! Başbakanı, 2 Bakanı, 15 arkadaşını idam ettiler. 3 tanesini öldürdüler! 449 tanesini de cezalandırdılar. Darbenin kurucusu İsmet İnönü, icra edeni cuntacı ordudur.

1965- 1971 yılları arasında ülkeyi ekonomik olarak kalkındıran bir Süleyman Demirel Başbakan vardı.1969 yılından sonrada demokratik seçimle seçildi. Ama 12 Mart 1971 günü askeri muhtıra ile sivil demokratik hükümet düşürüldü! Nihat Erim Hükümeti 1971- 1972 yılında görev yaptı. Nihat Erim’de 1980 yılında Dev- Sol komünist örgüt suikastı sonucu öldürüldü! Demirel’e hiç rahat vermediler. 12 Eylül 1980 askeri darbesini de Demirel Hükümetini düşürerek yaptılar. Ordu, yargı, sol sendikalar, üniversiteler, polisler hep vatan, millet, devlet, bayrak düşmanlığı yaptı. Hainler her dönemde etkindi. Dıştaki düşmanlarla içteki hainler işbirliği içinde yıkıcılığı hep yaptı, hala da yapmaktadırlar.

1968- 1980 yılları arasında komünistler sürekli terör yaptı. Genellikle milliyetçi Türkçü Ülkücülerle çatıştılar. İki taraftan 10 bin kişi öldü!

1980 askeri darbesinden sonra seçim ile Turgut Özal Başbakan oldu. 1983- 1989 yıllarında Başbakanlık, ardından Cumhurbaşkanı oldu. Ama Demirel ile sol ona rahat vermedi. 1993 yılında öldü, öldürüldü! Şaibeli, bir ölme olayı ile ortadan kaldırıldı!

1984 yılı ile 22 Temmuz 2015 gününe kadar PKK, 95 bin terör eylemi yaptı! 40 binden fazla kişinin ölmesine neden oldu. 22 Temmuz 2015 den sonra tekrar yoğun saldırıya geçti. Diğer terör örgütleri ile ortak çalışarak; 1,5 yılda 1,500 kadar insanımızın ölmesine neden oldu!  Devletimizin terör ile savaşı ülkemizde, Irak ve Suriye içlerinde var gücü ile şu anda devam etmektedir. Hep akılsız, beyinsiz, cahil -cühela, kansızlar kullanılmaktadır.

 Bu gidişatla ülkemiz kolay düzelmez. “Anne ve babalar haram yemektedir. Haramdan sakınılmamaktadır. Haram ile beslenenin nesli, kuşakları iyi, güzel, doğru, yararlı olmaz. Olmamaktadır. Birde batıl- küfür ile eğitmektedir. Batıl- küfür ile eğitilenden hayır, yarar, iyilik, merhamet beklenilmez. Bunlardan işte görüldüğü gibi soytarı, terörist, eşkıya, anarşist, gaddar, haşin, katil- cani olmaktadır.

1996 yılında Refah Partisi, Necmettin Erbakan ile DYP- Tansu Çiller ortak hükümet kurdular. Erbakan’ın İslam’ı kişiliği var diye hazmedemediler. Dıştaki domuz gâvurlar ile içteki komünist geri zekâlılar ortak hareket ederek, 28 Şubat 1977 girişimi ile başarılı hükümeti 11 ayda yıktılar!

“Sonrasında 6 defa hükümet kuran veya hükümette bulunan CHP- DSP Lideri Bülent Ecevit ile MHP- Devlet Bahçeli, ANAP- A. Mesut Yılmaz ile üçlü hükümet kurdular. Bir ara Hüsamettin Cindoruk da hükümete katıldı. 1997- 18 Kasım 2002 gününe kadar millete, devlete çok zulmettiler. “Hortumculuk” deyimi Türkçeye bu dönemde geçti. Devleti çalarak, milleti ezerek tükettiler. “Sonunda ortada DSP, ANAP, Cindoruk, MHP diye bir parti kalmadı.” MHP’de 2002 yılında seçimde %10 baraj altına kalarak T.B.M.M. ye giremedi. DSP İle ANAP’ da %1 oy aldılar.”

Benzer kötü yönetimi DYP ile SHP denilen Tansu Çiller ile Deniz Baykal sol – CHP hükümetinde 1994- 1995 yılında yaşandı.  Memur, işçi aylıklarınım dondurdular! Sadece 17 lira zam yaptılar. 17 lira demek; 17 defa tuvalete gitme ücretidir! Dövizde 04 Nisan 1994 kararı ile %350 değer düşürme oldu! Dövizle borçlananlar perişan oldu. 04 Nisan 1984 kararları ile enflasyon resmi rakamla %158 oldu! CHP bu kötü gidişatta ortak olduğu için 1999 seçiminde %10 seçim barajı altına kaldığı için TBMM’ye giremedi. DYP diye bir siyasi partide kalmadı.

02 Kasım 2002 günü yapılan seçim ile Ak Parti iktidara geldi. O gün bugün aradan 14 yıl geçti. Bugün 07.01.2017 günüdür. Ak Parti büyük bir güçle iktidardadır. Her türlü yıkım çalışmasını ona karşı, devlete, millete karşı; hain, kalleş, kahpe, kancık, şer odakları küresel bağlamda yapmayı sürdürmektedirler. “Ülke ekonomik olarak kalkınmış ise bunda A. Menderes, S. Demirel, T. Özal, Recep Tayyip Erdoğan’ın katkısı büyüktür. Erbakan’ı da 11 aylık ortak hükümeti ile saymak gerekir.” Erdoğan’a başarısız 10 kadar darbe girişimi ile 10’dan fazla suikast girişimi yapıldı. ” “ Zararlı olanlar ise; M. Kemal, İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz. Tansu Çiller olmuştur.” Bu tespit ideolojik değildir. Olay, olgu, bilimsel, objektif, yaşanmışlık ile dosdoğrudur. Yazılarımda doğru, gerçek ne ise o vardır. Hakkı, hakikati, doğru ve gerçekleri gizlemem. Gizleyene kâfir denir. Bunu bilirim, işin bilincindeyim.

Recep Tayyip Erdoğan Hükümeti fiilen hükümeti 18 Kasım 2002 günü kurdu. O günden beri 14 yıldır başbakanlık, cumhurbaşkanlığı yapmaktadır. Biraz önce M. Kemal dönemini her yönü ile övenleri televizyonda izledim. Bunlar Ak Parti düşmanlarıdır. Siyasi, taraflı, yanlı, yanlış, düşmanca konuşmaktadırlar. 1935 yılından söz etmektedirler. O gün evimizde gazyağı lambası bile yoktur. Kandil denen fitilli şişede bitkisel yağ yakılıyordu. Şeker, yağ yoktu. Şeker, yağı 1950 yılından sonra halk kullanmaya başladı. Sana yağı denilen bitkisel, çok kalitesiz katı yağla tanıştı. Vita yağını da 1960 yıllarında gördü. Hükümet bazılarına Ramazan ayında yarım kilo şeker verirmiş. 1965 yıllarında buğday verirdi. Hatırlıyorum. Evlerin sac, teneke sobaları bile yoktu. Evin ortasına ocak vardı. Orada ateş yakılırdı. Şömine olan bölgelerde vardı. Her ikisini de yaşadım.

Büyükbabam 1900 doğumlu İbrahim Kasap, kereste kesme hızarını sırtına yüklenirdi. Rize- Kocatepe- Apiça Köyü’nden yola çıkardı. 4 bin metre yüksekliğinde Kaçkar Dağlarını aşarak Erzurum’a kereste biçmeye giderdi. İş olursa bir ekmek parası kazanırlardı. Ya da yaya yola çıkarlardı. Batum ovasına kira vererek mısır ekmeye, mısır ekip satmaya giderlerdi. Bazen de Samsun’a gemilerle tütün ekmeye, tütünde çalışmaya giderlerdi.

Niçin bu kişiler M. Kemal, İsmet İnönü, B. Ecevit’i överken; Bunların üçünü 10 yılda 10’a katlayan Adnan Menderes’i övmüyorlar? Bunları 20’ye katlayan Turgut Özal’ı övmüyorlar? 1923 yılından beri görev yapan 65 hükümeti bazı konularda, alanlarda 5- 10-50’ye katlayan Recep Tayyip Erdoğan’ı övmüyorlar? 1980 yılında ihracat- dışarı mal satımımız 3 milyar dolardı. Bu Erdoğan döneminde 2008 yılında 165 milyar dolara çıktı. 2016 yılında ise çevremizde olan onlarca savaş nedeni ile 145 milyar dolardır. Sağlıkta zirveye çıkıldı. Eğitimde okullaşma 79 yılın tamamını bir kattan daha fazla katladı. Niçin Erdoğan- Ak Parti Hükümeti düşmanlığı yapılıyor? Doğru bilgi içinde insanca konuşulmuyor? Adaletli, doğru, dürüst, gerçek, hak, hukuk, hakkaniyetli anlatım yapılmıyor?

Hep günah isyancıların olmaz. Devletin kötü yönetimi de asileri, isyancıları, ayaklanmacıları, tepkileri doğurur. “Yanlış, yanlışlıkları doğurur ve çoğaltır.” Bugün, 2017 yılı itibarı ile ülkemizde Emep Partisi, EDP, Hepar, HDP, Hak ve Özgürlükler, İşçi Partisi, Vatan Partisi, ÖDP, SHP, TKP, CHP, DSP sol- solcu siyasi partiler var. 75 siyasi partinin 30 tanesi etkindir- aktiftir. Bunların varlığı çok zarar, yokluğu iyidir. Bunlar yaraya bile; belki iyileşir, diye işemek bile işemezler! Bir yaraya merhem olmazlar.

Yasal komünist partiler var. Bunlar; İDP, KP, HTP, TKH, SP, HKD, EHP, DİP, ÖDP, DSİP, ESP, SYKP, TÖP-G örgütleridir.

Yasal olmayan komünist örgütler var. Bunlar da; THKP/C, DEV- KAR, TKP/ML, MKP/HKO, TDKP, TKEP/L, KÜRDİSTAN D.P. PKK, DHKP/C, TGB, MLKP, MLP ve yüzlerce zibidileri bulunmaktadır.

Din, Türklük adına terör örgütleri de bulunmaktadır. Fetö, Azzam tugayları, Aden İslam Ordusu, El Kaide, Ansarı, El Ensar, Boko- Haram, El Nusra, El Şebap, Tevhit, Furkan, Ceyş Muhammet, Doğu Türkistan, İslam’ı Hareket, Ebu Seyyaf, El İslamiye, El İslam, El Şeriat, İslam’ı Muharip, Kafkasya Emirliği, Hizbullah, Hilafet devleti, Işid- Daeş gibi binlercesi var. Her inanıştan binden fazla terör örgütü vardır.

İşte böyle sıtma mikrobu taşıyan sivrisinekler, öldürücü keneler, mikroplar, bakteriler, virüsler varken ne olur, dersiniz? Ne olduğunu anlatalım. “ Dersim isyanı, Tunceli isyanı, Ermeni isyanı, Rum isyanı, Müslüman Türk- Kürt katliamı, Süryani isyanı, Taşdelen, Koç kiri, Reyhanlı, Ankara, saldırısı ve isyanları, Diyarbakır isyanı, Suruç saldırısı, Adana katliamı, Gaziantep saldırısı, Sivas, Baş bağlar, Çorum, 1915 Ermeni kahpeliği, kalleşliği, saldırıları oldu.  Güçlükonak isyanı, Maraş katliamı, Kozan, Ağrı, Orta bağ, Susa, Uludere, Zilan, Zini, Zirve Yayınevi, Bitlis, Hani, Lice, Kulp, Şeyh Sait isyanı gibi yüzlerce İsyan sadece T. C. Döneminde oldu. Bingöl, Çapakçur, Ovacık, Hozat isyanları meydana geldi. Zeylan, Menemen, Hakkâri, Siirt, Sason, Kulp, Varto, Ağrı, Mutki, Bicar, Çapakçur isyanları yapıldı. Bir İlde, İlçede birkaç defa isyan tekrarlandı.  

Bu kötü, çirkin, olumsuz, katil, cani, kahpe, insanlık dışı, günah işleri hala sahiplenen, doğru bulan; aklı, bilgisi, zekâsı kit insan kılıklılar var. PKK ve onun yandaşı, yoldaşı, destekçisi dinsiz –imansız- Allahsız zalim komünistleri destekleyen zavallılar var. Destekleyende, direkt, dolaylı destekleyende aynı günahı alır. “O desteklemese idi bu adi şerefsizler olmazdı.”  Şeyh Sait isyanını İslam diye destekleyen sözde Müslümanlar vardır. İsyan, ayaklanma, katletme, katillik- canilik, vahşilik, korkunç dehşet veren olay- olgular, akıl sahibi müminlerce desteklenirse; Müslümanlığından şüphe ederim. Müslümanların özellik, nitelik, sıfat, vasıfları değişmezdir, bellidir. Bu adi alçaklıkta, şerefsiz aşağılıkta değildir, olamaz da!

“Osmanlının son döneminde de; Süleymaniye, Musul, Dimdim, Erbil, Şirvan isyanları yapıldı. Bunlar isyanların sadece bazılarıdır. İşte o kafasızlık bugünde devam etmektedir. Rize’de Kandava- Kırklartepe diye bir 400 hanelik köy vardır. Ayane Dağı’nın yanında olan bu köyde eskiden bir deli vardı. Ailesi, deliye tava ile sahan ile yemek verirdi. Deli yemeği yedikten sonra tavaya büyük abdestini yapardı. O delinin lakabı; tavaya sıçan…” ile anılmaya başlandı. Bunlar o deliden bile daha beter durumdadır. “Yediği, içtiği, doyduğu, havasını soluduğu, suyunu içtiği, nimetini kullandığı ülkeye, vatana, devlette, millete ihanet etmektedir. Nankör, pis davranmaktadır.”

“ Allah cc. Bu lanetlik hainleri, katilleri kahretsin. Şiddetle kınıyor, lanetliyor, eleştiriyor, yeriyorum. Hak yolda olanlar peygamberimizin dostu, kardeşi, yandaşı, yoldaşı, komşusu olmuş. Allah’ın sevgili kulu unvanına kavuşmuş. Batıl, küfür, pis işte öldürenler; katil- cani, adi olmuş. Ölenler mundar, leş olarak bu dünyadan göçmüş. İki dünyalarını da cehennem yapıp, kahrolup gitmişlerdir! İnsanlığa, dine, imana, doğaya, varlıklara çok zarar vermektedirler.”

                Al-i İmran süresi 103. Ayet: “ Hep birlikte Allah’ın ipine- dinine sımsıkı yapışın. Bölünüp, parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın.”

                Al-i İmran 12. Ayet: “ ( Resulüm!) İnkâr edenlere de ki; yakında yenileceksiniz ve cehenneme sürükleneceksiniz.  Orası kalacak ne kötü bir yerdir!”

                Nisa süresi 80. Ayet: “ Her kim Resule itaat ederse, gerçekten Allah’a itaat etmiş olur.”

Peygamberimizin sözü- Hadis-i şerifi: “ Hayâ ancak hayır kazandırır.”

Hadis: “ Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız…”

Hadis: “ Ölmek üzere olanlarınıza Lâ İlahe illallah demeyi telkin ediniz.”

Mide süresi 2. Ayet: “ İyilik ve takva üzere yardımlaşın.”

Bakara süresi 282. Ayet: “ Ey İman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın.”

Maide süresi 1. Ayet: “ Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin.”

m.kasap@karamursel.tv

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
12Haz
20Ağs

İSLÂM VE MÜSLÜMANLIK NİMETTİR

13Ağs
02Ağs

AKLINI YANLIŞ KULLANANLAR!

23Tem