BAŞKA ARTVİN YOK


Orada doğdum,Artvin’de, Borçka’da. Yörede bilinen adıyla Çxala’nın Kostanet mahallesinde. Şimdilerde Demirciler olarak geçiyor köyümün adı…

Çxala Deresi’nde balık tuttum, yüzmeyi Çoruh’ta öğrendim. Barajların gemlediği Çoruh’un suları kahverengi akardı o yıllarda…

Xeba’yı, Maradit’i, Beğlivan’ı iyi bilirim. Bildim bileli geçim sıkıntısı çeken insanımın; kadın, erkek, çocuk demeden, beline ip bağlayarak fındık fidanı dikme çabasını da çok iyi bilirim…

Deli bal ile, yaban mersini ile büyüdüm, büyüdük. Domatesi, biberi, toprağa oturup dalından, yıkamadan yerdik biz. Elmayı, armudu, üzümü de öyle…

Gerekmedikçe, tek bir dal bile kesmememizi öğütlerdi büyüklerimiz. Rahmetli amcam, elinde aşı malzemesiyle gezer, gördüğü her yabani fidana aşılama yapardı…

Yolumuz yoktu, elektriğimiz de. Köydeki evimizin 500 metre altındaki elektrik santralinin ürettiği enerjiden bile yararlanamazdık…

İmecelerimiz vardı. Dayanışmanın en güzel örneklerini yaşamıştım çocukluğumda…

Düğünlerimiz olurdu, türkülerimizi kendi dilimizle söylerdik…

Mutluyduk…

Arhavi’nin, Hopa’nın, Murgul’un, Ardanuç’un, Şavşat’ın, Yusufeli’nin kendine özel güzellikleri vardı. Son yıllarda sular altında kalan Berta Köprüsü’nun, Sirya’nın, Orcuh’un anlatılmaz anıları vardı bizde…

Haziran’ın gelmesini dört gözle beklerdik. Kafkasör’deki boğa homurtuları akordeon sesine karışırdı. Yayla dumanının çam ağaçlarını örttüğü saatler bitmesin isterdik…

Mutluyduk…

***

Birileri geldi sonra! Derelerimizdeki alabalıkları bilemedi bizim gibi. Varsa yoksa paraydı istediği, varsa yoksa banka hesaplarıydı aklındaki. Doğa babasının malıymış gibi düşünseydi bile bu kadar haksızlık yapamazdı sanıyorum. Ağaçları kesti, dereleri gemledi, toprağa kıydı ve sonunu hazırladı; hem bugünün, hem de sonraki günlerin…

Çocuklarının, torunlarının geleceğiydi oysa ki yok ettiği.

“Param olsun, başka yerde yaşarım” gibi bir kıt mantıkla baktı ve o “başka yer”de de kendisi gibi kıyıcıların var olabileceğini düşünmedi, düşünemedi…

Şimdi üzgünüz…

Dere yataklarının değiştirilmesi, ormanın yok edilmesi gibi nedenlerle bozulan doğa dengesinin acı getirilerini gördük iki gün önce. Tarla, bahçe, meyve, fidan kalmaması değil asıl canımızı yakan. Canlarımızın sonsuzluğa uğurlanmasıydı asıl canımızı acıtan…

Egemenler, Artvin adıyla kurulu kimi dernekleri de kendi çıkarlarına alet etmekten çekinmediler. Sözcülerini yollayıp, dernekler eliyle ulaşmaya ve yanlış bilgilendirmeye çalıştılar insanlarımızı. Artvinli olmayan, Artvin’i bilmeyen çok sayıda insanımızın aklını karıştırmanın hesabını yaptılar…

Uzmanlar, işin bilimsel yanını okuyanlar, deneyim sahibi olanlar ne diyordu?..

“Şiddetli sağanak sonrası sel ve heyelanlarda 8 can alan Artvin’deki felakete, Karadeniz’de HES’lerle yatağı değiştirilen dereler ve tıkanan menfezler yol açtı.”

Uyarıyorlardı bir de;

“Yeni felaketler yolda!”

AKP iktidarı döneminde, kolay yoldan para kazanmak uğruna projelendirilen HES’lerden hangisine onay verilmemişti?..

Verilen onaylar gerçekten de uzmanların onayı mıydı?..

“Her dere üzerine sayısız HES lisansı verildi. Neredeyse hiçbir başvuru olumsuz sonuçlanmadı. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçleri doğru işletilmedi. Bir dere üzerinde 10 tane HES olsa bile her biri tek tek değerlendirildi. Bir kaynaktan çıkan derenin üzerine 10 tane HES lisansı verilmesi yeterince anlamsızken, bir de kümülatif etkilerinin değerlendirilmemesi tam bir doğa katliamı ile sonuçlandı. Sonuç olarak HES projeleriyle yatakları değiştirilen dereler, HES lere daha fazla su taşıyabilmek için kurulan regülatörler, felaketin tetikleyicisi olmuştur.” açıklamasını yapanlar, bu ülkenin yetiştirdiği namuslu bilim adamlarıdır, unutmayın!..

Ve unutmayın, dünyada başka Artvin yok!..

*Düzeltme; dünkü yazımda, şehit Yüzbaşı Ali Alkan’ın adını, ağabeyi Mehmet Alkan olarak yazmışım. Düzeltir, okuyucularımdan özür dilerim…

ruhan.odabas@karamursel.tv

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
01May

ÖYLESİNE BİR HABER

26Kas
13Haz

ÖYKÜ MÜDÜR BİLEMEM!..

22Şub

VATAN HAİNİ

17Şub

BUGÜN GÜNLERDEN ARTVİN…