Seçim ve Kazın Ayağı...


Siyaset ya da başka alanlarda her işin, işleyişin genel kuralları ve ilkeleri vardır elbette. Hiç kimse kendisini bundan azade sayamaz.

Hangi hal ve şartta olursa olsun, insanın söylemleri, eylemleri halkın rızasını kazanmaya yönelik olmalıdır; zira Hakk’ın rızası, halkın rızasındadır.

Siyaseti, süfli gayelerinin, pespaye arzularının, heveslerinin emrine tahsis edenlere şaşarım. Nefsi ve şahsi hesaplar uğruna enerjilerini tüketenler, şeytanın ve avenesinin emrine amadedirler ve baştan kaybetmişlerdir. Bu köleliğe talip olmanın ta kendisidir. Hırsla, kinle dünyanın çarpık çıkar kulpundan tutunanların iki dünyası da berbat olur.

Siyaseti, nihai amaç değil, bir hizmet aracı olarak görenler için insana hizmet bir ibadet mesabesindedir. İnancımızın, ahlak anlayışımızın sınırlarını ayan beyan belirlediği siyasi anlayışı hakim kılmanın gayreti her şeyden önemlidir ve önceliklidir.

İslam’ı, insanlara rehberlik etmesi için Allah tarafından gönderilen ilkeler, değerler ve ölçüler bütünü, kapsamlı bir dünya görüşü olarak kabul ettiğimizde, onun temelini oluşturan Tevhid, hayatın bir parçası, gerçeği ve gereği olarak ‘Siyaset’e ilgisiz kalmazdı. Kaldı ki, İslam’ın kendisi yeryüzüne yönelik bir ‘büyük siyaset’tir. 

Tevhid anlayışının Siyaset’e yansıması, İslam’ın hayatımıza dair ortaya koyduğu ilkelerin hizmetinde olması ile mümkündür. Bunun için ilk şart, Siyaset’in, Tevhid merkezli bir dünya tasavvurunun gerçekleştirilmesi için gayret sarf etmektir.

Müslüman hayatını bütünüyle kuşatan ‘Tevhid’in gündelik siyasete, değerler ve bilhassa siyasi ahlak açısından, rehberlik etmesi beklenir. Ne yazık ki, İslam’ın ortaya koyduğu anlayış zamanla kirlenmiş, yozlaşmış ve çıkar savaşı halini alarak basit ‘gündelik siyaset’ uygulamalarıyla karıştırılmıştır. 

Dünyanın her yerinde ve elbette ülkemizde siyasetin yalan, boş, ölçüsüz ve tutulmayan vaatler; yolsuzluklar, iltimaslar, rüşvet ve haksız servet edinme; lider, aşiret, kabile, grup, zümre ve parti çıkarını millet çıkarı üzerinde tutma; dini, etnik ve kültürel hassasiyetleri politik amaçlarla istismar edilmesi; zulüm ve haksızlık, kısacası kirlenmişlik ve kokuşmuşluk anlamına geldiği konusunda adeta ortak bir kabul oluşmuştur. Üstelik bu tarz bir siyasi anlayışından başka çıkar bir yol olmadığı konusunda insanlara ikna seansları hız kesmeden devam etmektedir.

Siyaseti bulaşmış olduğu kirlerinden arındırarak ahlaki ve insani değerleri hayata egemen kılma ve topluma taşıma konusunda en büyük güç, imkân ve şans, elbette inancımızın temelini oluşturan tevhid ilkesidir. Ancak bu anlayış, doğruluk, ahde vefa, söze bağlılık, dürüstlük; temiz, şeffaf siyaset ve yönetim; ‘helal-haram’, ‘tüyü bitmemiş yetim hakkı’, hakkaniyet, diğerkâmlık, herkese eşit ve tarafsız davranma; adalet, ‘komşusu aç iken tok yatan bizden değildir’, ‘hırsızlık yapan kızım da olsa elini keserim’ diyen bir yüksek ahlak -İslam’a inansın veya inanmasın bir toplumda yaşayan herkesin geleceği adına- gündelik siyasete hâkim kılınırsa âlem yeniden can bulacaktır.

Evet, 7 Haziran seçimlerinin tam merkezinde hem siyasetçi, hem de seçmen olarak bulunan sizler ne dersiniz? Siyaset, gerçekten ‘tevhid’in emrine amade olabilecek midir?

e.buber@karamursel.tv

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
25Ekm

UYUŞTURUCU-SİLAH-ÖLÜM

11Ekm

YALAKA GAZETECİ

07Ekm
27Eyl
20Eyl